NATO üyesi ülkeler, eski ABD Başkanı Donald Trump'ın olası bir yeniden seçilmesi durumunda ittifakın geleceğine yönelik endişeleri gidermek amacıyla savunma harcamalarını artırma ve yeni yatırımlar duyurma yarışına girdi. Trump, başkanlığı döneminde NATO müttefiklerini gayrisafi yurtiçi hasılanın (GSYH) yüzde 2'sini savunmaya ayırma taahhüdünü yerine getirmemekle sert bir dille eleştirmiş, hatta ABD'nin ittifaktan çekilebileceği sinyalini vermişti. Bu hafta Brüksel'deki NATO Dışişleri Bakanları toplantısında, üye ülkeler savunma bütçelerindeki artışları ve modernizasyon projelerini sıralayarak, ittifaka olan bağlılıklarını göstermeye çalıştı.
Gelişmenin Arkasındaki Dinamikler
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, toplantı öncesi yaptığı açıklamada, 'Avrupalı müttefikler ve Kanada, savunma harcamalarında benzeri görülmemiş bir artış kaydediyor. 2024 itibarıyla 23 üye ülkenin yüzde 2 hedefine ulaşacağını öngörüyoruz' ifadelerini kullandı. Ancak bu rakam, Trump döneminde sadece 7 ülkenin bu hedefi tutturabildiği gerçeğiyle karşılaştırıldığında, ittifakın aslında bir kriz yönetimi sürecinde olduğunu gösteriyor. Almanya'nın 100 milyar euroluk özel savunma fonu kurması, Polonya'nın GSYH'sinin yüzde 4'ünü savunmaya ayırma taahhüdü ve Baltık ülkelerinin NATO'nun doğu kanadını güçlendirme çabaları, bu yeni ivmenin somut göstergeleri arasında.
Uzmanlara göre, Avrupalı liderler Trump'ın tekrar başkan seçilmesi halinde NATO'dan çekilme veya ittifakı fiilen işlevsiz bırakma riskine karşı kendilerini hazırlıyor. Bu nedenle, sadece mevcut taahhütleri yerine getirmekle kalmıyor, aynı zamanda Avrupa savunma sanayiini canlandırmak ve ABD'ye bağımlılığı azaltmak için ortak projeler geliştiriyor. Fransa ve Almanya öncülüğünde yürütülen Geleceğin Muharebe Hava Sistemi (FCAS) ve ana muharebe tankı projesi gibi girişimler, Avrupa'nın stratejik özerklik arayışının parçaları olarak görülüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
NATO'nun bu yeni savunma harcamaları atağı, sadece ABD ile ilişkileri değil, aynı zamanda ittifakın Rusya ve Çin'e karşı caydırıcılık kapasitesini de etkiliyor. Ukrayna savaşı, NATO'nun doğu kanadındaki ülkeler için savunma harcamalarını artırma konusunda güçlü bir motivasyon kaynağı oldu. Polonya ve Baltık ülkeleri, Rus tehdidine karşı en yüksek harcama oranlarına sahip ülkeler arasında yer alıyor. Ayrıca, Çin'in artan askeri faaliyetleri, NATO'yu Hint-Pasifik bölgesinde daha aktif bir rol almaya yöneltiyor. İttifak, geçtiğimiz yıl yayımladığı yeni Stratejik Konsept'te Çin'i ilk kez bir güvenlik tehdidi olarak tanımlamıştı.
Ancak tüm bu çabalara rağmen, Avrupa ülkelerinin savunma harcamalarındaki artışın sürdürülebilirliği ve NATO'nun kolektif savunma mekanizmasının ABD'nin nükleer şemsiyesi olmadan işleyip işlemeyeceği soruları gündemdeki yerini koruyor. Trump'ın zaferi halinde Avrupa'nın kendi güvenliğini sağlamak zorunda kalabileceği senaryosu, birçok başkentte ciddi bir endişe kaynağı olarak tartışılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, NATO'nun bu yeni savunma harcamaları döneminde hem ittifak içindeki konumunu güçlendirme hem de savunma sanayii ihracatını artırma fırsatı yakalıyor. Ankara, GSYH'nin yüzde 2'sinin üzerinde savunma harcaması yapan nadir üyelerden biri olarak Trump'ın eleştirilerinin hedefi olmaktan kurtuluyor. Ancak Türkiye'nin Rusya ile ilişkileri ve Doğu Akdeniz'deki enerji politikaları, ABD ve diğer NATO müttefikleriyle zaman zaman gerilimlere yol açabiliyor. İttifakın Avrupa kanadının güçlenmesi, Türkiye'nin stratejik özerklik arayışını dengeleyebilir; zira daha güçlü bir Avrupa savunması, Türkiye'yi ABD'ye alternatif ortaklıklar aramaya itebilir. Aynı zamanda, savunma sanayiindeki yerli üretim kabiliyeti ve İHA teknolojilerindeki başarısı, Türkiye'yi NATO'nun gelecekteki savunma tedarik zincirinde önemli bir ortak haline getirebilir.