Japonya’nın borçlanma maliyetleri, yatırımcıların ülkenin uzun vadeli mali disiplinine yönelik artan endişeleriyle birlikte 30 yılın en yüksek seviyesine yükseldi. Bugün 10 yıllık Japon devlet tahvili faizi yüzde 1,40’ın üzerine çıkarak 1996’dan bu yana görülmeyen bir seviyeye ulaştı. Bu yükseliş, Japonya Merkez Bankası’nın (BOJ) uzun süredir devam eden ultra gevşek para politikasını sona erdirme sinyalleri vermesi ve hükümetin savunma ile sosyal harcamaları artırma planlarına dair belirsizlikler tarafından tetiklendi. Analistler, artan borç yükü ve yaşlanan nüfusun yarattığı yapısal mali baskıların tahvil piyasasında sarsıntıya yol açabileceğini belirtiyor.
Gelişmenin arka planı: BOJ’un politika normalleşmesi ve mali endişeler
Japonya uzun yıllar boyunca negatif faiz oranları ve büyük çaplı varlık alımlarıyla piyasaları canlı tutmaya çalıştı. Ancak BOJ, enflasyonun hedefe yaklaşması ve yenin zayıflığının yarattığı ithalat maliyeti baskıları nedeniyle Haziran 2025’te faiz oranlarını kademeli olarak yükseltmeye başlamıştı. Son haftalarda sıkılaşma adımlarının hızlanacağı beklentisi, tahvil fiyatlarını aşağı çekerek getirileri yukarı itti.
Bununla birlikte, Japonya hükümetinin önümüzdeki dönemde çıkaracağı devasa savunma harcama paketi ve sosyal güvenlik bütçesindeki genişleme planları, mali disipline ilişkin soru işaretlerini artırdı. Japonya’nın kamu borcunun GSYH’ye oranı şu anda yüzde 255 ile dünyanın en yüksek seviyelerinden birinde. Yatırımcılar, hükümetin borçlanma ihtiyacının artması ve BOJ’un tahvil alımlarını azaltmasıyla arz-talep dengesinin bozulabileceğinden endişe ediyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Asya piyasalarında dalgalanma
Japonya’daki bu gelişme Asya’nın diğer borsaları ve para birimleri üzerinde de baskı yarattı. Güney Kore, Avustralya ve Singapur’da tahvil getirileri yükselirken, borsalarda satış ağırlıklı bir seyir izlendi. Yen, dolar karşısında son dört ayın en düşük seviyesine gerileyerek ihracatçı firmaları zor durumda bıraktı.
Küresel ölçekte ise, merkez bankalarının faiz politikalarındaki belirsizlik ve jeopolitik gerilimlerin enerji fiyatlarına yansıması risk iştahını zaten azaltmış durumda. Japonya’daki borç korkuları, gelişmiş ekonomilere yönelik güveni sarsarak gelişmekte olan ülkelerin borçlanma maliyetlerini de dolaylı olarak artırabilir. Uzmanlar, bu durumun kırılgan ekonomiler üzerinde yeni bir şok dalgası yaratabileceği konusunda uyarıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Japonya’daki bu mali dalgalanma Türkiye’yi doğrudan etkilemese de dolaylı kanallar önem taşıyor. Gelişmiş ülkelerde faizlerin yükselmesi gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışını hızlandırarak Türk lirası ve diğer para birimleri üzerinde baskı oluşturabilir. Ayrıca Japonya ile ticarette maliyet artışı ithalat faturasını yükseltebilir. Türkiye’nin kendi mali disiplini açısından, yabancı yatırımcı güveninin sarsılması durumunda borçlanma koşulları zorlaşabilir. Bu nedenle Merkez Bankası’nın faiz politikalarını sıkı tutması ve yapısal reformlarla mali kredibiliteyi güçlendirmesi kritik önem taşıyor.