Myanmar'ın askeri yönetimi, 2021'deki darbenin ardından yaşadığı uluslararası izolasyonu kırmak için harekete geçti. Cunta lideri Min Aung Hlaing, geçtiğimiz haftalarda Hindistan'a resmi bir ziyaret gerçekleştirdi ve Çin'e yapacağı benzer bir ziyaretin planlarını duyurdu. Bu iki ziyaret, Myanmar'ın Batılı ülkeler tarafından uygulanan yaptırımlar ve diplomatik boykotlar nedeniyle neredeyse tamamen tecrit edildiği üç yılın ardından dış politikada önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.
Hindistan ve Çin'e yöneliş: Stratejik bir hamle
Min Aung Hlaing, Hindistan ziyareti sırasında Başbakan Narendra Modi ve diğer üst düzey yetkililerle bir araya geldi. Görüşmelerde ticaret, enerji ve sınır güvenliği konularının ele alındığı bildirildi. Özellikle Myanmar'ın doğal gaz rezervlerinin ve stratejik konumunun, Hindistan'ın kuzeydoğu bölgelerine enerji tedariki ve Asya-Pasifik'teki nüfuzu açısından kritik olduğu belirtiliyor. Benzer şekilde, Çin'e yapılması planlanan ziyaretle birlikte Pekin yönetiminin de Myanmar'daki altyapı projelerine ve Kuşak ve Yol Girişimi kapsamındaki yatırımlarına ivme kazandırması bekleniyor. Ancak Batılı ülkeler, bu diplomatik açılımı Myanmar'daki insan hakları ihlallerini görmezden gelmekle suçluyor. Birleşmiş Milletler raporlarına göre, darbe sonrası ülkede 4 binden fazla sivil hayatını kaybetti ve 1,5 milyondan fazla kişi yerinden edildi.
Uzmanlar, Myanmar cuntasının bölgesel güçlerle ilişkilerini normalleştirmeye çalışırken, iç savaş ve ekonomik krizle boğuştuğuna dikkat çekiyor. Ülke, askeri harcamaların artması ve uluslararası yardımların kesilmesiyle birlikte derin bir resesyon yaşıyor. Myanmar kyatı, dolar karşısında değerinin yüzde 60'ını kaybederken, enflasyon oranları yüzde 30'un üzerine çıktı. Bu nedenle cunta, bölgesel ticaret anlaşmaları ve Çin-Hindistan rekabetinden faydalanarak hem ekonomik hem de diplomatik destek sağlamayı amaçlıyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Myanmar'ın yeniden uluslararası alana açılması, Güneydoğu Asya jeopolitiğinde önemli etkiler yaratıyor. ASEAN ülkeleri, darbe sonrası Myanmar'ın askeri yönetimini tanımayı reddetmiş ve ülkedeki şiddeti kınamıştı. Ancak Hindistan ve Çin gibi bölgesel güçler, ekonomik çıkarları doğrultusunda cunta ile angajmanı sürdürdü. Bu durum, ASEAN içinde bölünmelere yol açarken, Batılı ülkelerin bölgeye yönelik politikalarını da zorlaştırıyor. Özellikle ABD ve Avrupa Birliği, Myanmar'a yönelik yaptırımlarını sıkılaştırırken, Hindistan ve Çin'in bu yaptırımları delmesinden rahatsızlık duyuyor.
Öte yandan, Myanmar'daki iç savaşın komşu ülkelere sıçrama riski bulunuyor. Sınırdaki etnik silahlı gruplar, askeri cuntaya karşı mücadelelerini sürdürürken, zaman zaman Hindistan ve Tayland topraklarına sızmalar yaşanıyor. Bu da bölgesel güvenlik işbirliğini zorunlu kılıyor. Çin, Myanmar sınırındaki yasadışı uyuşturucu ticareti ve silah kaçakçılığı nedeniyle endişeli; ancak Pekin yönetimi, askeri cuntayı uluslararası alanda meşrulaştırmaktan kaçındı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Myanmar'daki askeri darbenin ardından sivil yönetime destek veren ve cuntaya yaptırım uygulayan ülkeler arasında yer aldı. Ancak son gelişmeler, Türkiye'nin özellikle Hindistan ve Çin ile olan ilişkilerini gözden geçirmesini gerektirebilir. Ankara, Myanmar'ın açılımını Asya'da artan nüfuz mücadelesi bağlamında değerlendirirken, bölgedeki ekonomik fırsatları kaçırmamak adına dengeli bir politika izlemek durumunda. Öte yandan Türkiye, Myanmar'daki Müslüman Rohingya azınlığının durumuna duyarlılığını sürdürdüğü için, cunta ile ilişkilerin normalleşmesi bu konuda endişelere yol açabilir. Türkiye'nin bu süreçte hem insani hassasiyetleri hem de stratejik çıkarları dengeleyen bir tutum benimsemesi bekleniyor.