Tahran yönetimi, ABD ile varılan anlaşmanın ardından Washington'un "teslim olmaya zorlandığını" ilan ederken, İran Silahlı Kuvvetleri "düşmanların yenilgiyi kabul etmekten başka seçeneği kalmadığını" duyurdu. İsrail ise tam tersi bir pozisyon alarak, İsrail Savunma Kuvvetleri'nin (IDF) Gazze, Lübnan ve Suriye'de "sınırsız bir süre" kalacağını açıkladı. Bu açıklamalar, ABD ile İran arasında imzalanan anlaşmanın uygulanmaya başlamasıyla eş zamanlı geldi ve anlaşmanın ilk ciddi sınavı olarak değerlendiriliyor.
İran'ın Zafer Söylemi ve Anlaşmanın Ayrıntıları
Tahran yönetimi, anlaşmayı kendi kamuoyuna büyük bir diplomatik başarı olarak sunuyor. Devrim Muhafızları Ordusu'na yakın kaynaklar, anlaşmanın ABD'nin İran'a yönelik ekonomik yaptırımlarını kademeli olarak kaldırmasını, nükleer program konusunda ise İran'ın taleplerinin büyük ölçüde kabul edilmesini içerdiğini iddia ediyor. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü yaptığı açıklamada, "ABD, İran'ın meşru savunma hakkını tanımak ve baskı politikasından vazgeçmek zorunda kaldı" ifadesini kullandı. Ancak anlaşmanın tam metni henüz kamuoyuyla paylaşılmış değil.
Uzmanlara göre İran'ın bu kadar kesin bir zafer söylemi geliştirmesinin birkaç nedeni var. Birincisi, iç kamuoyunda ekonomik sıkıntılar nedeniyle artan hoşnutsuzluğu bastırmak. İkincisi, bölgedeki müttefiklerine ve vekil güçlerine ABD karşısında güçlü bir pozisyon sergileme ihtiyacı. Üçüncüsü ise müzakerelerin son aşamasında elde ettiği bazı taktiksel kazanımları abartarak pazarlık gücünü artırma çabası. Ancak İran'ın bu kadar yüksek perdeden konuşması, anlaşmanın uygulama aşamasında hayal kırıklığı riskini de beraberinde getiriyor.
İsrail'in Sert Duruşu ve Bölgesel Boyut
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, anlaşmayı "tarihi bir hata" olarak nitelendirirken, IDF'nin Gazze'de Hamas'a karşı operasyonlarının yanı sıra Lübnan'ın güneyinde Hizbullah'a ve Suriye'de İran destekli milislere yönelik askeri varlığını süresiz olarak sürdüreceğini duyurdu. Netanyahu, "İran'ın bölgedeki yayılmacılığına karşı en etkili caydırıcılık, güçlü bir askeri varlıktır" dedi. İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi de ordunun bu üç cephede de operasyonel hazırlığını koruduğunu belirtti.
İsrail'in bu açıklaması, ABD'nin anlaşma kapsamında İran'ın bölgesel nüfuzunu sınırlamayı taahhüt ettiği bir döneme denk geliyor. Washington, İran'ın nükleer programını dizginlemek ve bölgedeki vekil güçlerine verdiği desteği azaltmak karşılığında yaptırımları hafifletirken, Tel Aviv yönetimi anlaşmanın İran'ı durdurmayacağına inanıyor. Bu nedenle İsrail, kendi güvenlik çıkarlarını korumak adına askeri varlığını artırma kararı aldı. Bu durum, ABD-İran anlaşmasını zayıflatma potansiyeli taşıyor ve bölgede yeni bir gerginlik kaynağı oluşturuyor.
Lübnan'da Hizbullah, İsrail'in açıklamalarına karşılık olarak "İsrail'in sınırsız kalma iddiasına en güçlü şekilde karşılık vereceklerini" duyurdu. Suriye'de ise Beşar Esad yönetimi, İran ile koordineli olarak İsrail'in süresiz varlığını kabul etmeyeceklerini ve gerektiğinde güç kullanacaklarını belirtti. Gazze'de Hamas, İsrail'in kalıcı işgal planlarına karşı direnişin süreceğini vurguladı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin hem İran hem de İsrail ile olan ikili ilişkileri ve bölgesel politikaları açısından kritik önem taşıyor. Türkiye, İran'la enerji ve ticaret bağlantılarını sürdürürken, İsrail'le de son dönemde normalleşme adımları atmıştı. Ancak İsrail'in Suriye ve Irak'taki varlığını süresiz kılma niyeti, Ankara'nın terörle mücadele ve sınır güvenliği hesaplarını doğrudan etkileyebilir. Özellikle Kuzey Irak'ta PKK varlığına karşı yürütülen operasyonlar, İsrail'in bölgedeki angajmanıyla çakışma riski taşıyor. Ayrıca İran'ın anlaşmadan güçlenerek çıkması, Türkiye'nin Kafkasya ve Orta Doğu'da nüfuz mücadelesi verdiği bir dönemde Tahran'ı daha iddialı bir aktör haline getirebilir. Ankara'nın, hem ABD-İran anlaşmasının gölgesinde hem de İsrail'in süresiz askeri varlığı karşısında dengeli ve ihtiyatlı bir strateji izlemesi bekleniyor.