Lübnan'da haftalardır süren çatışmaların ardından ABD ve İran arabuluculuğunda varılan ateşkes anlaşması, ülkede resmi düzeyde memnuniyetle karşılanırken, savaşın yorgun düşürdüğü halk kalıcı barışa temkinli yaklaşıyor. Beyrut ve diğer büyük şehirlerde sokaklara dökülen binlerce kişi çatışmaların sona ermesini kutlasa da, birçok Lübnanlı evlerine döndüklerinde geriye sadece enkaz kaldığını gördü. Yetkililer anlaşmayı 'tarihi bir fırsat' olarak nitelendirirken, sıradan vatandaşlar 'yüzde yüz emin olmak istiyoruz' diyerek geçmişteki kırılgan ateşkeslerin izlerini taşıyor.
Gelişmenin arka planı: Kırılgan bir umut
Ateşkes, İsrail ile Hizbullah arasında aylardır süren ve son haftalarda şiddetlenen çatışmaların ardından geldi. ABD Dışişleri Bakanı ve İran Dışişleri Bakanı'nın arabuluculuğunda yürütülen müzakereler, 14 Haziran 2026'da Trump yönetiminin çağrısıyla sonuçlandı. Anlaşma kapsamında tarafların karşılıklı olarak saldırıları durdurması ve uluslararası gözlemcilerin bölgeye konuşlandırılması öngörülüyor. Ancak Lübnan'ın güneyinde ve Beyrut'un bazı mahallelerinde onlarca yıllık iç savaşın ve son çatışmaların yaraları henüz sarılmış değil. İnsani yardım kuruluşları, 100 binden fazla kişinin yerinden edildiğini, altyapının büyük ölçüde tahrip olduğunu ve binlerce sivilin hayatını kaybettiğini belirtiyor. Ekonomisi zaten ağır bir krizle boğuşan ülkede, yeniden inşa maliyeti milyarlarca doları bulacak gibi görünüyor.
Bölgesel ve küresel boyut: ABD-İran rekabeti ve denklemler
Bu ateşkes, sadece Lübnan'ı değil, tüm Ortadoğu'yu ilgilendiren bir gelişme. ABD ile İran arasındaki dolaylı müzakerelerin bir ürünü olan anlaşma, Tahran'ın bölgedeki nüfuz mücadelesinde kritik bir sınav niteliği taşıyor. İsrail ise kuzey sınırında güvenliği sağlamak amacıyla Hizbullah'ı etkisiz hale getirmeyi hedefliyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölgesel güçler, anlaşmayı ihtiyatla karşılarken; Mısır ve Ürdün, çatışmaların yayılmasından duydukları endişeyle ateşkesi destekliyor. Ancak uzmanlar, geçmiş deneyimlerin aksine bu kez kalıcı bir çözümün mümkün olup olmadığını sorguluyor. Hizbullah'ın silahsızlanması, Lübnan devletinin egemenliğinin güçlendirilmesi ve uluslararası gözlemcilerin rolü gibi kritik başlıklarda taraflar arasında derin görüş ayrılıkları bulunuyor. Buna ek olarak, İran ile ABD arasındaki nükleer müzakerelerin seyri de ateşkesin sürdürülebilirliğinde belirleyici olacak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lübnan'daki ateşkes, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji ve güvenlik çıkarları açısından doğrudan sonuçlar doğuruyor. Ankara, Lübnan'ın istikrarını kendi güvenliği için kritik görmekte; özellikle Suriye krizinin gölgesinde, Lübnan'da yeniden bir çatışma ortamının doğması, Türkiye'ye yeni bir mülteci dalgası ve sınır güvenliği riski getirebilirdi. Ayrıca, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanları ve enerji arama faaliyetleri, Lübnan'ın istikrarına bağlı olarak şekilleniyor. Ateşkesin kalıcı olması halinde, Türkiye'nin Lübnan'la ekonomik işbirliğini artırması ve bölgesel barış sürecinde daha aktif rol alması beklenebilir. Ancak, sürecin kırılganlığı ve İran faktörü, Türk dış politikasının dikkatle izlemesi gereken unsurlar arasında yer alıyor.