İran Dışişleri Bakanlığı, Pazartesi günü yaptığı açıklamada, ABD ile varılacak hiçbir anlaşmanın, Lübnan'ın güvenliği ve toprak bağımsızlığı kapsamlı bir şekilde garanti altına alınmadan sürdürülebilir olmayacağını bildirdi. Tahran yönetimi, son dönemde imzalanan mutabakat zaptında “Lübnan” isminin üç kez geçmesini, bu ülkenin bölgesel uzlaşı sürecindeki stratejik öneminin bir göstergesi olarak değerlendirdi.
Gelişmenin arka planı
İran'ın bu açıklaması, ABD ile dolaylı görüşmelerin hız kazandığı bir dönemde geldi. Taraflar arasında nükleer anlaşma, yaptırımların hafifletilmesi ve bölgesel güvenlik düzenlemeleri gibi konuların masada olduğu belirtiliyor. İranlı yetkililer, Lübnan'daki Hizbullah'ın meşru bir siyasi ve askeri güç olduğunu savunarak, bu yapının güvenlik çıkarlarının korunmasını ön koşul olarak sunuyor. Özellikle İsrail ile Lübnan arasındaki deniz sınırı anlaşmazlığı ve Güney Lübnan'daki istikrarsızlık, Tahran'ın hassasiyetini artıran faktörler arasında yer alıyor.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, haftalık basın toplantısında, “Lübnan'ın egemenliği ve toprak bütünlüğü bizim için kırmızı çizgidir. ABD ile yapılacak herhangi bir anlaşma, bu prensipleri açıkça tanımalı ve güvence altına almalıdır” ifadelerini kullandı. Kenani ayrıca, İran'ın bölgedeki müttefiklerinin haklarını koruma kararlılığını yineleyerek, Lübnan halkının kendi kaderini tayin hakkına saygı gösterilmesi gerektiğini vurguladı.
Bölgesel veya küresel boyut
İran'ın bu çıkışı, ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin, Tahran'la diplomatik bir çözüme ulaşma çabalarını sürdürdüğü bir döneme denk geliyor. Washington, İran'ın nükleer programını kısıtlama ve bölgesel askeri faaliyetlerini dizginleme hedefiyle müzakerelere devam ediyor. Ancak İran, Lübnan ve Suriye gibi kilit noktalardaki nüfuzunu korumakta ısrarcı görünüyor. Son mutabakat zaptında Lübnan'a yapılan atıflar, uluslararası toplumun Beyrut'un istikrarına verdiği önemin altını çizerken, İran bu durumu kendi pozisyonunu güçlendirmek için kullanıyor.
Uzmanlar, İran'ın bu açıklamasının, ABD ile nihai bir anlaşma öncesinde pazarlık payını artırma taktiği olduğunu belirtiyor. Lübnan'ın yanı sıra Irak ve Yemen'deki gelişmeler de Tahran'ın bölgesel stratejisinin ayrılmaz parçaları olarak öne çıkıyor. İran'ın bu tutumu, başta Suudi Arabistan ve İsrail olmak üzere bölgesel rakipleriyle yaşadığı gerilimi de yeniden alevlendirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın Lübnan güvenliğini ABD ile anlaşmanın ön koşulu haline getirmesi, Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Ortadoğu'da izlediği politikalar açısından dikkatle değerlendirilmelidir. Ankara, Lübnan'ın istikrarını doğrudan etkileyen gelişmeleri yakından takip ederken, Tahran ile Washington arasındaki olası bir mutabakat bölgesel dengeleri yeniden şekillendirebilir. Türkiye, hem Lübnan'daki siyasi yapılarla hem de İran'la mevcut enerji ve güvenlik iş birliklerini sürdürürken, ABD ile uzun süredir devam eden stratejik ilişkilerinde bu gelişmelerin yaratabileceği etkileri hesaba katmak durumundadır. Özellikle Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon arama faaliyetleri ve Suriye krizinin çözümünde İran'ın oynadığı rol, Türkiye'nin bölgesel çıkarlarıyla doğrudan bağlantılıdır. Dolayısıyla Ankara'nın, bu süreçte kendine özgü diplomatik girişimlerle dengeleri korumaya çalışması beklenmektedir.