Amerika Birleşik Devletleri, 4 Temmuz 2026’da bağımsızlığının 250. yılını kutlamaya hazırlanırken, ülkenin kurucu babalarından Thomas Jefferson’ın mirası yeni bir hesaplaşmayla karşı karşıya. Jefferson, Bağımsızlık Bildirgesi’nde “tüm insanların eşit yaratıldığını” ilan eden adam olarak tarihe geçerken, aynı zamanda ömrünün sonuna kadar yüzlerce köleye sahip olan bir plantasyon sahibiydi. Bu paradoks, Amerikan ulusal kimliğinin temelindeki en derin çelişkiyi temsil ediyor. Ülkenin kuruluş mitolojisi yeniden değerlendirilirken, Jefferson’ın hem özgürlük filozofu hem de kölelik uygulayıcısı olarak ikili rolü, ırk, özgürlük ve demokrasi üzerine süregelen ulusal tartışmanın merkezinde yer alıyor.
Kurucu babanın çelişkisi: Özgürlük vaadi ile kölelik gerçeği
Thomas Jefferson, 1743’te Virginia’da varlıklı bir toprak sahibi ailede dünyaya geldi. 1776’da kaleme aldığı Bağımsızlık Bildirgesi, aydınlanma düşüncesinin en güçlü ifadelerinden biri olarak kabul edilir. Ancak Jefferson, bu belgeyi yazarken kendisi de köle sahibiydi. Monticello’daki plantasyonunda 600’den fazla köle çalıştırdı ve bunların sadece birkaçını serbest bıraktı. Kölelik kurumunu “kurtla sırtımızda taşıdığımız ateş” olarak tanımlamasına rağmen, ekonomik bağımlılığı ve ırkçı önyargıları nedeniyle bu kurumu sona erdirmek için anlamlı bir adım atmadı.
Jefferson’ın kölelikle ilişkisi, Amerikan tarihinin en çok tartışılan konularından biri haline geldi. Son yıllarda, özellikle Black Lives Matter hareketinin yükselişiyle birlikte, kurucu babaların ırkçı geçmişi daha sert biçimde sorgulanmaya başlandı. 2020’deki protestolar sırasında Jefferson heykelleri hedef alındı, üniversiteler onun adını taşıyan binaları yeniden adlandırdı ve tarih ders kitapları Jefferson’ı daha eleştirel bir mercekten anlatmaya başladı.
250. yıl dönümü yaklaşırken, bu tartışma daha da yoğunlaştı. Bazı gruplar, Jefferson’ın mirasının tamamen reddedilmesi gerektiğini savunurken, diğerleri onun döneminin ürünü olduğunu ve kurduğu cumhuriyetin zamanla köleliği aşan bir demokrasiye evrildiğini vurguluyor. Bu ikilem, Amerikan ulusal kimliğinin temelindeki “daha mükemmel bir birlik” sözünün gerçek anlamını sorgulatıyor.
Küresel boyut: Jefferson’ın mirası ve evrensel değerler
Jefferson’ın fikirleri yalnızca ABD’yi değil, dünyadaki demokrasi hareketlerini de derinden etkiledi. Bağımsızlık Bildirgesi’ndeki eşitlik vurgusu, Fransız Devrimi’nden Latin Amerika bağımsızlık hareketlerine, sömürgecilik karşıtı mücadelelerden günümüz insan hakları söylemlerine kadar ilham kaynağı oldu. Ancak bu evrensel mesajın, Jefferson’ın kendi hayatındaki çelişkiyle gölgelenmesi, bugün birçok ülkede “Batı değerlerinin” ikiyüzlülüğü eleştirisini besliyor.
Özellikle Afrika ve eski sömürge ülkelerinde, Jefferson’ın mirası hem özgürlük vaadi hem de sömürgeci geçmişin simgesi olarak görülüyor. ABD’nin 250. yıl kutlamaları, bu çelişkiyi yönetmek zorunda kalacak. Beyaz Saray’ın kutlama komitesi, Jefferson’ı anarken onun kölelikle ilgili tutumunu nasıl ele alacağı merak konusu. Bazı tarihçiler, bu hesaplaşmanın ABD’nin dünya liderliği ve demokratik değerlere bağlılığı açısından bir sınav olduğunu belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD’nin kurucu babaları üzerine süregelen bu hesaplaşma, Türkiye için doğrudan bir dış politika konusu olmasa da, dolaylı etkiler taşıyor. Jefferson’ın eşitlik söylemi ile kölelik pratiği arasındaki çelişki, ABD’nin küresel ölçekte demokrasi ve insan hakları söylemlerinin sorgulanmasına yol açabilir. Türkiye’nin de zaman zaman maruz kaldığı Batı merkezli insan hakları eleştirileri, bu tür tartışmalarla birlikte daha karmaşık bir hal alıyor. Öte yandan, ABD’nin iç hesaplaşması, çok kültürlü toplumların tarihsel yaralarını sarma çabalarına dair evrensel bir örnek sunuyor. Türkiye’nin kendi tarihsel meseleleriyle yüzleşme sürecinde, ABD’nin bu deneyiminden çıkarılacak dersler bulunuyor; ancak her ülkenin kendine özgü koşulları olduğu unutulmamalı.