Japonya, yabancı işçilere yönelik politikalarında sert bir dönüşe geçti. Hükümet, daimi oturum başvurularında harçları önemli ölçüde artırırken, başvuru sahipleri için Japonca dil yeterliliği şartı getirilmesi değerlendiriliyor. Bu adımlar, dünyanın en yaşlı nüfuslarından birine sahip olan ülkenin, ekonomik büyümesini sürdürebilmek için yabancı işgücüne olan bağımlılığıyla taban tabana zıt görünüyor. Uzmanlar, bu politika değişikliklerinin artan milliyetçi duyguların bir yansıması olduğunu ve uzun vadede Japonya'nın işgücü açığını derinleştirebileceğini belirtiyor.
Vize harçları ve dil şartı: Arka plan
Japonya Göçmen Bürosu tarafından yapılan açıklamaya göre, daimi oturum başvuru ücretleri 8.000 yenden (yaklaşık 56 dolar) 10.000 yene (70 dolar) yükseltildi. Bu artış, yıllık ortalama 80.000 başvuru için önemli bir mali yük oluşturuyor. Ayrıca, hükümetin başvuru sahiplerinden en az N3 seviyesinde Japonca yeterliliği talep etme planları var. N3, günlük hayatta kullanılan Japoncayı anlama ve basit metinleri okuyabilme seviyesi olarak tanımlanıyor. Şu an için yürürlükte olmayan bu şartın, özellikle düşük vasıflı işçileri hedef aldığı düşünülüyor.
Japonya'da 2023 itibarıyla yaklaşık 2,3 milyon yabancı işçi bulunuyor. Bu sayı, ülkenin 125 milyonluk nüfusunun yalnızca yüzde 2'sine tekabül ediyor. Ancak, yaşlanan nüfus ve doğum oranlarının düşmesiyle birlikte, özellikle inşaat, tarım ve bakım sektörlerinde işgücü açığı yaşanıyor. Hükümet, 2019'da yürürlüğe koyduğu Belirli Becerili İşçi (SSW) vizesi ile beş yılda 340.000 yabancı işçi çekmeyi hedefliyor. Ancak milliyetçi söylemler ve artan vize engelleri, bu hedefe ulaşmayı zorlaştırabilir.
Bölgesel ve küresel boyut: Avrupa ve ABD'de de benzer eğilimler
Japonya'nın bu hamlesi, küresel ölçekte yükselen milliyetçilik ve göçmen karşıtı politikaların bir parçası olarak değerlendiriliyor. Avrupa'da Almanya, Fransa ve İtalya gibi ülkelerde aşırı sağ partilerin yükselişi göçmen politikalarını sertleştirirken, ABD'de Trump döneminde başlatılan vize kısıtlamaları Biden yönetiminde kısmen yumuşasa da etkisini sürdürüyor. Japonya'nın bu tablodaki yeri ise özellikle Asya-Pasifik bölgesinde dikkat çekiyor: Güney Kore ve Tayvan da benzer demografik sorunlar yaşarken, onlar henüz bu tür kısıtlayıcı önlemler almış değil.
Ekonomik açıdan bakıldığında, yabancı işçilerin katkısı yadsınamaz. OECD verilerine göre, Japonya'da yabancı işçilerin işgücü piyasasına katılım oranı yüzde 70'lerde seyrediyor ve bu, genel nüfusun üzerinde. Uzmanlar, bu kısıtlamaların işgücü açığını artıracağı ve ekonomik büyümeyi yavaşlatacağı uyarısında bulunuyor. Ayrıca, insan hakları örgütleri, dil şartının ayrımcılık riski taşıdığını ve düşük gelirli başvuru sahiplerini orantısız şekilde etkilediğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Japonya'nın yabancı işçilere yönelik politikaları, Türkiye'nin benzer demografik zorluklarla karşı karşıya olduğu bir dönemde önemli bir örnek teşkil ediyor. Türkiye'de de yaşlanan nüfus ve beyin göçü nedeniyle vasıflı işgücü açığı yaşanırken, Suriyeli mülteciler ve diğer göçmenlerin entegrasyonu tartışmaları sürüyor. Japonya'nın milliyetçi dalga nedeniyle yabancı işçilere kapıları kapatma riski, Türkiye'nin kendi işgücü politikalarını yeniden değerlendirmesi için bir uyarı niteliği taşıyor. Ayrıca, iki ülke arasında imzalanan serbest ticaret anlaşmaları ve ortak yatırımlar kapsamında, Türk işçilerin Japonya'da istihdam edilme potansiyeli de bu politikadan olumsuz etkilenebilir. Türkiye, kalkınma hedefleri doğrultusunda hem göçmen entegrasyonunu hem de milli kimliği korumayı dengeleyen bir model geliştirmek zorunda.