İsveç'in aşırı sağcı partisi İsveç Demokratları (SD), dört yıl boyunca azınlıktaki merkez sağ hükümeti dışarıdan destekleyerek ülkede önemli politika değişikliklerine öncülük etti. Şimdi ise parti, siyasi argümanlarını kazandığını iddia ederek doğrudan iktidar payı talep ediyor. Stockholm'de 23 Temmuz'da yapılan açıklamada, parti lideri Jimmie Åkesson, "Artık sadece fikirlerimizin değil, yönetme hakkımızın da tanınmasını istiyoruz" dedi. SD, 2022 seçimlerinde oyların yüzde 20,5'ini alarak parlamentoda ikinci büyük parti konumuna yükselmişti. Parti, göç ve entegrasyon politikalarında sertleşmeye giden hükümetin bu adımlarının arkasındaki itici güç olarak görülüyor.
Gelişmenin arka planı: Dört yıllık dış destek
İsveç Demokratları, 2018 seçimlerinin ardından hiçbir blokun tek başına iktidar olamaması üzerine 2022'de kurulan Ulf Kristersson liderliğindeki merkez sağ koalisyon hükümetini dışarıdan destekleme kararı almıştı. Bu süreçte SD, hükümetin güvenoyu alabilmesi için kritik bir rol oynarken, karşılığında göç politikalarında sıkılaştırma, yabancı düşmanlığıyla mücadele yasalarının gevşetilmesi ve sosyal yardımlarda kısıtlamalar gibi taleplerini kabul ettirdi.
Parti, bu dört yıllık dönemde birçok konuda siyasi gündemi belirledi. Örneğin, 2023'te kabul edilen yeni göç yasasıyla İsveç, Avrupa'nın en katı iltica politikalarından birini uygulamaya başladı. Aile birleşimi koşulları zorlaştırıldı, oturum izinleri kısaltıldı ve sığınmacıların entegrasyonu için devlet yardımları azaltıldı. Ayrıca, İsveç'in NATO üyeliği sürecinde Türkiye ile yapılan müzakerelerde SD'nin sert tutumu belirleyici oldu; parti, Türkiye'nin taleplerine karşı çıkarak hükümet üzerinde baskı kurdu.
2024 yılına gelindiğinde, SD'nin popülaritesi kamuoyu yoklamalarında yüzde 22-24 seviyelerine ulaştı. Parti, artık sadece iktidarı etkilemekle kalmayıp bizzat yönetime talip olduğunu net bir dille ifade ediyor. Åkesson, "Vergi mükellefleri bizi seçti, ama karar alma süreçlerinde doğrudan yer alamıyoruz. Bu demokrasiye aykırı" dedi.
Bölgesel ve küresel boyut
İsveç'teki bu gelişme, Avrupa genelinde aşırı sağ partilerin yükselişi bağlamında değerlendiriliyor. Fransa'da Marine Le Pen'in Ulusal Birlik Partisi, Almanya'da Almanya için Alternatif (AfD), İtalya'da Giorgia Meloni liderliğindeki İtalya'nın Kardeşleri ve Hollanda'da Geert Wilders'ın Özgürlük Partisi, benzer bir model izleyerek önce ana akım partileri kendi söylemlerine yaklaştırdı, ardından doğrudan iktidar talebinde bulundu.
Uzmanlar, İsveç Demokratları'nın iktidar ortağı olması halinde AB içinde gerginliklerin artabileceğini belirtiyor. Parti, AB karşıtı ve İsveç'in AB'den çıkmasını savunan bir söyleme sahip olmasa da, AB fonlarının kullanımı, göç politikaları ve hukukun üstünlüğü konularında Brüksel'le sık sık karşı karşıya geliyor. Ayrıca İsveç'in NATO üyeliği sonrası savunma politikalarında da SD'nin etkisi hissediliyor. Parti, savunma harcamalarının GSYH'nin yüzde 2'sinin üzerine çıkarılmasını ve İsveç'in bağımsız bir savunma kapasitesi geliştirmesini savunuyor.
İsveç'te 2026 yılında yapılması beklenen genel seçimlere kadar SD'nin doğrudan iktidar ortağı olup olmayacağı belirsizliğini koruyor. Ancak parti, erken seçim ihtimalini de masada tutuyor. Şu anki koalisyon ortakları olan Ilımlı Parti, Liberaller ve Hristiyan Demokratlar, SD'nin taleplerine sıcak bakmıyor. Liberallerin lideri Johan Pehrson, "SD'nin değerleri bizimle uyuşmuyor. Onlarla aynı hükümette yer almak, partimizin ilkelerine ihanet olur" dedi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsveç Demokratları'nın iktidara ortak olması, Türkiye-İsveç ilişkilerinde yeni bir dönemin habercisi olabilir. SD, Türkiye'nin NATO üyeliği onayı sürecinde Stockholm'deki terör örgütü PKK varlığına karşı daha sert önlemler alınması yönünde baskı yapmış, ancak aynı zamanda Türkiye'ye yönelik eleştirel bir tutum sergilemişti. Partinin, özellikle ifade özgürlüğü ve Kürt meselesi gibi konularda Ankara ile gerilim yaratma potansiyeli bulunuyor. Öte yandan, SD'nin AB karşıtı söylemleri, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde bir engel teşkil edebilir; zira parti, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı net bir tutum sergiliyor. Kısacası, SD'nin iktidarda daha fazla söz sahibi olması, Türkiye için hem fırsat hem de risk barındıran bir denklem oluşturuyor.