İsrail, eleştirmenlerinin umduğu kadar yalnız olmasa da, özellikle son dönemde izlediği politikalar nedeniyle bazı gerçek dostlarını yabancılaştırma riskiyle karşı karşıya. Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyon hükümetinin yargı reformu, yerleşim politikaları ve Filistin yönetimine yönelik tutumu, geleneksel müttefikler arasında rahatsızlık yaratıyor. ABD’den Avrupa’ya, hatta bölgedeki yeni ortaklara kadar uzanan geniş bir yelpazede, İsrail’e yönelik eleştiriler artarken, ülkenin uluslararası arenada giderek yalnızlaştığı algısı güçleniyor. Ancak bu algı, gerçekte İsrail’in diplomatik ve ekonomik bağlantılarının ne kadar derin olduğunu sorgulamayı da beraberinde getiriyor.
Gelişmenin Arka Planı: Dostluklar Test Ediliyor
İsrail’in bugün karşı karşıya olduğu yalnızlık algısı, aslında uzun süredir devam eden bir gerilimin yeni bir aşaması. Netanyahu hükümeti, Mart 2023’te patlak veren yargı reformu kriziyle içeride olduğu kadar dışarıda da tepki topladı. Reformun yargı bağımsızlığını zayıflatacağı endişesi, ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin açık eleştirilerine yol açtı. Biden, “Amerikan değerleriyle bağdaşmayan” bu adımları kınarken, İsrail’in en yakın müttefiki olan ABD’nin bu tutumu, Tel Aviv için bir dönüm noktası oldu.
Öte yandan, İsrail’in Batı Şeria’daki yerleşim birimlerini genişletme politikası, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve uluslararası insan hakları örgütleri tarafından sürekli eleştiriliyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin 2021’de Filistin topraklarında savaş suçları soruşturması başlatması da İsrail’in hukuki alandaki yalnızlığını pekiştirdi. Ülke, Rusya-Ukrayna savaşında net bir tavır almamakla da eleştirildi; Batı’nın Ukrayna’ya desteğine kayıtsız kalan İsrail, özellikle Avrupa’daki dostlarını hayal kırıklığına uğrattı.
Ancak İsrail’in tamamen yalnız olduğunu söylemek de doğru değil. Ülke, Körfez ülkeleriyle diplomatik ilişkilerini derinleştiriyor. 2020’de imzalanan Abraham Anlaşmaları kapsamında Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Fas ve Sudan ile normalleşme sağlandı. Suudi Arabistan’la da gizli görüşmeler devam ediyor. Bu durum, İsrail’in bölgesel izolasyonunu kırmakta önemli bir adım olarak görülüyor. Ayrıca, Hindistan, Çin ve Japonya gibi Asya ülkeleriyle artan ticari ve teknolojik iş birliği, İsrail’in küresel ağının sanıldığı kadar zayıf olmadığını gösteriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Yeni Denge Arayışı
İsrail’in yalnızlık algısı, bölgesel güç dengelerini de etkiliyor. İran’ın nükleer programına karşı İsrail’in artan tehditleri, Tahran’ı daha agresif bir tutuma iterken, Körfez ülkeleri bu gerilimden endişe duyuyor. Suudi Arabistan, İran’la normalleşme sürecinde İsrail’i dengeleyici bir unsur olarak görmese de, İsrail’le doğrudan ilişki kurmadan önce Filistin sorununun çözümünü şart koşuyor. Bu, Riyad’ın İsrail’e tam anlamıyla kucak açmadığını, ancak tamamen de mesafeli durmadığını ortaya koyuyor.
Küresel ölçekte ise İsrail, Çin ve ABD arasındaki rekabetten etkileniyor. Washington, İsrail’in Çin’le artan teknoloji iş birliğini yakından izlerken, Tel Aviv’in iki süper güç arasında denge kurmaya çalıştığı görülüyor. Çin, 2023’te Filistin uzlaşısını desteklerken, İsrail’le de ticari bağları sürdürüyor. Bu durum, İsrail’in çok yönlü dış politika izleme kabiliyetini gösteriyor ancak aynı zamanda Washington’la yaşanan gerilimleri de besliyor.
Son olarak, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda İsrail’e yönelik kınama kararlarının oylanması sırasında artan ret oyları, İsrail’in her konuda yalnız olmadığını kanıtlıyor. Özellikle Latin Amerika ve Afrika ülkeleri, İsrail’le ekonomik iş birliği nedeniyle kritik oylarda Tel Aviv’in yanında yer alabiliyor. Bu, İsrail’in yalnızlığının bir algı meselesi olduğuna işaret ediyor: Evet, eleştiriler var; ancak müttefikler tamamen terk edilmiş değil.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin İsrail’le son dönemde normalleşme çabaları açısından önemli bir bağlam sunuyor. Türkiye, 2022’den itibaren İsrail’le diplomatik ilişkileri tamamen normalleştirme yolunda adımlar attı; karşılıklı büyükelçi atamaları yapıldı. Ancak İsrail’in yalnızlaşması, Türkiye’nin bölgesel bir güç olarak denge politikasını zorlayabilir. Ankara, Filistin meselesinde İsrail’i eleştirirken, ekonomik ve enerji iş birliğini de sürdürmek istiyor. İsrail’in yalnızlığı, Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve enerji konularında Tel Aviv’le iş birliğini daha kıymetli hale getirebilir ancak aynı zamanda AK Parti tabanındaki Filistin yanlısı hassasiyetleri dengelemek zorunda. Bu nedenle, Türk dış politikası için İsrail’in uluslararası konumu, hem fırsatlar hem de kırılganlıklar barındırıyor.