İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkes anlaşması, uygulamada beklenen başarıyı gösteremiyor. İsrailli yetkililer, Lübnan ordusunun Hizbullah'ın güneydeki varlığını etkisiz hale getirme çabalarının yetersiz kaldığını ve bu durumun İsrail'in çekilme planını sekteye uğrattığını belirtiyor. Öte yandan, İsrail'in Hizbullah'a yönelik olası bir askeri harekâtı, ABD Başkanı Donald Trump'ın tepkisini çekme ve İran'ı doğrudan çatışmaya sürükleme riski taşıyor. Bu hassas denge, Orta Doğu'da yeni bir savaşın eşiğinde olunduğuna işaret ediyor.
Çekilme Planı ve Uygulamadaki Aksaklıklar
Kasım 2024'te imzalanan ateşkes anlaşması uyarınca İsrail, Lübnan'ın güneyinden kademeli olarak çekilmeyi ve Lübnan Silahlı Kuvvetleri'nin (LAF) bölgede kontrolü devralmasını öngörüyordu. Ancak İsrailli güvenlik kaynakları, bu pilot projenin beklenen şekilde işlemediğini ifade ediyor. Lübnan hükümetinin, Hizbullah'ın özel evlerde sakladığı silah ve mühimmatı arama konusundaki isteksizliği, planın en büyük engeli olarak görülüyor.
İsrail ordusunun kuzey komutanlığından üst düzey bir yetkili, isminin açıklanmaması koşuluyla yaptığı açıklamada, "Lübnan ordusu, Hizbullah'ın altyapısını sökmek için gereken siyasi iradeye sahip değil. Biz çekildiğimiz her noktada Hizbullah yeniden konumlanıyor," dedi. Yetkili, bu durumun ateşkesin sürdürülebilirliğini tehlikeye attığını vurguladı.
Analistlere göre, Lübnan hükümeti içinde Hizbullah'ın etkisi o kadar güçlü ki, ordu bu örgüte karşı doğrudan bir mücadele başlatmaktan kaçınıyor. Özellikle Şii nüfusun yoğun olduğu bölgelerde, askerlerin ev ev arama yapması toplumsal bir infiale yol açabilir. Bu da hükümetin elini kolunu bağlıyor.
Trump Faktörü ve İran'ın Kırmızı Çizgileri
İsrail'in Hizbullah'a karşı kapsamlı bir askeri operasyon başlatması durumunda, iki kritik aktörle karşı karşıya kalacak: ABD ve İran. Başkan Donald Trump, seçim kampanyası sırasında ABD'nin yeni savaşlara girmek istemediğini defalarca dile getirmişti. İsrail'in Lübnan'da büyük bir çatışma başlatması, Trump yönetimini zor durumda bırakabilir ve iki ülke arasındaki ilişkileri olumsuz etkileyebilir.
Öte yandan, Hizbullah'ın İran'la olan derin bağları, herhangi bir İsrail saldırısının Tahran'ı doğrudan çatışmaya sürükleyebileceği endişesini besliyor. İran, Hizbullah'ı Ortadoğu'daki stratejik vekil gücü olarak görüyor ve bu örgüte yapılacak büyük bir saldırıyı kendi ulusal güvenliğine tehdit olarak algılayabilir. Bu durumda, İran'ın füze saldırıları veya vekil güçler aracılığıyla misillemede bulunması beklenebilir.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun, Trump'ın desteğini arkasına alarak İran'a karşı daha sert bir tutum sergilemek istediği biliniyor. Ancak uzmanlar, Lübnan'da açılacak yeni bir cephenin İsrail'i iki ateş arasında bırakabileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'in Lübnan'daki bu ikilemi, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren bir gelişme olmasa da bölgesel istikrar açısından kritik önem taşıyor. Olası bir İsrail-Hizbullah çatışması, Doğu Akdeniz'de enerji güvenliğini tehdit edebilir ve Suriye'deki dengeleri değiştirebilir. Türkiye, Lübnan'da siyasi ve dini gruplar arasında denge gözeten bir politika izliyor; bu nedenle çatışmanın yayılması, Türkiye'nin bölgedeki nüfuzunu olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, İran'ın olası bir savaşa dahil olması, Türkiye'nin komşusu olan İran sınırında da güvenlik risklerini artırabilir. Türkiye'nin diplomatik girişimleri, bu tür bir krizin önlenmesinde önemli bir rol oynayabilir.