İsrail hapishanelerinde dördüncü kez gözaltına alınan Filistinli gazeteci Muhammed el-Karid'in serbest bırakılmasının ardından yayımlanan fotoğrafları, uluslararası kamuoyunda büyük tepki çekti. 10 Şubat 2025 tarihinde ailesine teslim edilen el-Karid'in yüzünde ve vücudunda yoğun işkence izleri olduğu görüldü. Gazetecinin morarmış gözleri, şişmiş yanakları ve darp izleri taşıyan yüzü, sosyal medyada 'işkence görmüş bir adamın yüzü' olarak tanımlandı. Olay, İsrail'in Filistinli gazetecilere yönelik sistematik şiddet uyguladığı yönündeki iddiaları yeniden gündeme taşıdı.
Gözaltı süreci ve serbest bırakılma
Mesleki Dayanışma Ağı'na göre Muhammed el-Karid, 4 Şubat 2025 tarihinde Ramallah yakınlarındaki evinden İsrail askerleri tarafından alıkonuldu. Gözaltına alınma gerekçesi resmi olarak açıklanmazken, İsrail'in sıkça kullandığı 'askeri bölgeye izinsiz giriş' veya 'güvenliği tehdit eden faaliyetler' suçlamalarından biriyle karşı karşıya olduğu tahmin ediliyor. El-Karid, daha önceki gözaltılarında da benzer muamele gördüğünü ancak bu kez fiziksel şiddetin daha yoğun olduğunu belirtti. Serbest bırakılmasının ardından bir basın açıklaması yapmasına izin verilmeyen gazeteci, sadece ailesi aracılığıyla yaşadıklarını anlatabildi.
Filistinli yetkililer, el-Karid'e uygulanan işkencenin, İsrail'in Filistinli gazetecileri sindirme politikasının bir parçası olduğunu belirtti. Filistin Gazeteciler Sendikası, İsrail'in 2023-2025 yılları arasında en az 15 Filistinli gazeteciyi gözaltına aldığını ve bunlardan 5'inin hala tutuklu olduğunu açıkladı. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kurumlar da İsrail'in tutuklu Filistinlilere yönelik işkence iddialarını belgeliyor. Ancak İsrail, bu iddiaları 'terörle mücadele' kapsamında gerekli önlemler olarak savunuyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
El-Karid'in fotoğrafları özellikle Orta Doğu'da geniş yankı uyandırdı. Birçok Arap ülkesi, İsrail'in gazetecilere yönelik tutumunu kınayan açıklamalar yaptı. Mısır ve Ürdün gibi İsrail'le diplomatik ilişkisi olan ülkeler bile bu olayı 'kabul edilemez' olarak nitelendirdi. Batı basını ise olayı İsrail'in basın özgürlüğü karnesindeki kara leke olarak yorumladı. ABD Dışişleri Bakanlığı, 'rahatsız edici' bulduğu görüntülerle ilgili İsrail'den bilgi istedi. BM İnsan Hakları Konseyi, İsrail'in Filistin topraklarındaki insan hakları ihlallerini soruşturan dosyasına bu olayı da ekledi. Ancak İsrail, BM kararlarını tanımadığını ve soruşturmalara işbirliği yapmayacağını tekrarladı.
Olay, aynı zamanda İsrail-Filistin çatışmasının medya boyutunu da ortaya koyuyor. Gazetecilerin hedef alınması, bölgede tarafsız haberciliğin neredeyse imkânsız hale geldiğini gösteriyor. Filistin topraklarında çalışan uluslararası gazeteciler de benzer baskılarla karşılaştıklarını belirtiyor. Son iki yılda en az 10 uluslararası gazeteci İsrail tarafından sınır dışı edildi veya giriş izni reddedildi. Bu durum, Batı'da İsrail'in giderek daha fazla eleştirilmesine neden oluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu olay, Türkiye'nin Orta Doğu politikası açısından önemli bir referans noktasıdır. Türkiye, Filistin davasına verdiği destek ve İsrail'in ihlallerine yönelik eleştirel tutumuyla biliniyor. Son yıllarda iki ülke arasında yaşanan yumuşama sürecine rağmen, basın özgürlüğü ve insan hakları ihlalleri gibi konular Ankara için hassasiyetini koruyor. Türkiye, BM nezdinde Filistinli gazetecilere yönelik işkenceyi kınayan bir karar tasarısına destek vermeye hazırlanıyor. Ayrıca, bu tür olaylar Türkiye'nin el-Kassam Tugayları ve diğer Filistinli gruplarla olan ilişkilerinde de belirleyici olabilir. Ankara'nın tepkisi, bölgede arabuluculuk rolünü sürdürme kapasitesini etkileyebilir.