İsrail'in Necef Çölü'ndeki Bedevi topluluklarına yönelik ev yıkım politikaları, bölgede giderek büyüyen bir protesto dalgasına yol açıyor. Onlarca Bedevi ailenin evlerinin yıkılmasına karşı başlatılan eylemler, özellikle tanınmayan köylerde yoğunlaşıyor. Protestocular, İsrail hükümetinin bu politikasının ayrımcı olduğunu ve uluslararası hukuku ihlal ettiğini savunuyor.
Gelişmenin Arka Planı
Necef Çölü'nde yaşayan yaklaşık 300 bin Bedevi’nin büyük bir kısmı, devlet tarafından resmen tanınmayan yerleşimlerde yaşıyor. İsrail, bu yapıları “izinsiz” olarak nitelendiriyor ve düzenli olarak yıkım kararları alıyor. Son olarak geçtiğimiz haftalarda onlarca ev, ahır ve su kuyusu buldozerlerle yıkıldı. Bedevi liderleri, bu yıkımların İsrail’in Necef’teki tüm Bedevi nüfusunu şehirleştirme planının bir parçası olduğunu belirtiyor. Protestocular, kendilerine sunulan “yerleşim bölgeleri”nin ise altyapıdan yoksun olduğunu ve geçim kaynaklarını yok ettiğini dile getiriyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, yalnızca 2024 yılında 1.500’den fazla yapı yıkıldı ve yaklaşık 2.000 kişi yerinden edildi.
Protestolar, özellikle “Özgürlük Yürüyüşü” adı verilen eylemlerle dikkat çekiyor. Yürüyüşe katılanlar, yıkım bölgelerine yürüyerek İsrail güvenlik güçlerine direniyor. Bazı eylemciler geçici barikatlar kurarak yıkım ekiplerinin girişini engellemeye çalışıyor. İsrail polisi ise protestoculara müdahale ediyor; aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu çok sayıda gösterici gözaltına alınıyor. Bu durum, uluslararası insan hakları örgütlerinin tepkisini çekiyor. Amnesty International ve Human Rights Watch, İsrail'in bu politikalarını “apartheid” olarak nitelendiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bedevilerin protestoları yalnızca bir azınlık meselesi değil, aynı zamanda İsrail-Filistin meselesinin bir parçası olarak da görülüyor. Necef'teki toprak mülkiyeti ve yerleşim sorunları, 1948'deki Nakba'dan bu yana süregelen bir tartışma konusu. Birleşmiş Milletler, İsrail'e yıkım politikalarını durdurması yönünde çağrı yaparken, AB ve bazı Avrupa ülkeleri de endişelerini dile getiriyor. Ancak İsrail hükümeti, bu yıkımların “yasa uygulama” kapsamında olduğunu ve Bedevilere yeni seçenekler sunulduğunu savunuyor. Bölgedeki diğer devletler, özellikle Ürdün ve Mısır, bu durumu dikkatle izliyor; ancak doğrudan bir müdahalede bulunmuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, tarihsel olarak Filistin davasına destek veren bir ülke olarak İsrail’in Bedevilere yönelik politikalarını eleştiriyor. Bu gelişme, Ankara’nın BM ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nda benzer konuları gündeme getirmesine zemin hazırlayabilir. Ayrıca, bölgedeki insani kriz Türkiye’nin insani yardım kuruluşları için bir çalışma alanı oluşturuyor. Dolaylı olarak, İsrail’in uluslararası alandaki imajını zedeleyen bu tür olaylar, Türkiye’nin Filistin konusundaki diplomatik pozisyonunu güçlendirme potansiyeli taşıyor.