İsrail ile Lübnan arasında varılan barış anlaşması, Hizbullah'ın silahlarını teslim etmesini şart koşuyor. Ancak analistlere göre bu talep, Şii milis grubun varlık nedeniyle çelişiyor ve anlaşmanın başarısız olmaya mahkûm olduğu yorumları yapılıyor. Anlaşma, ABD ve Fransa öncülüğünde yürütülen diplomasi trafiğinin ardından 27 Kasım 2023'te imzalandı. Metin, Hizbullah'ın silah bırakması ve güney Lübnan'dan çekilmesini öngörüyor; ancak örgütün bu koşulları kabul etmesi beklenmiyor.
Anlaşmanın arka planı ve tarafların tutumu
Anlaşma, 2006 İkinci Lübnan Savaşı'nı sona erdiren BM Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararının uygulanmasını amaçlıyor. Bu karar, Litani Nehri'nin güneyinde Hizbullah dahil tüm silahlı grupların silahsızlandırılmasını öngörüyor. Ancak Hizbullah, o tarihten bu yana askeri kapasitesini önemli ölçüde artırdı; İran'ın desteğiyle on binlerce rokete sahip oldu.
Lübnan hükümeti, anlaşmayı egemenliğini güçlendirecek bir adım olarak görse de, Hizbullah üzerindeki etkisi sınırlı. Zira Hizbullah, 1990'lardan bu yana devlet içinde bir devlet gibi faaliyet gösteriyor. Örgütün siyasi kanadı parlamentoda temsil ediliyor ve Lübnan'ın en güçlü siyasi aktörlerinden biri. Öte yandan İsrail, anlaşmanın uygulanmaması halinde askeri müdahalede bulunma tehdidini sürdürüyor.
Uzmanlar, Hizbullah'ın silahsızlanmasının gerçekçi olmadığı görüşünde. Örgüt, kendisini İsrail'e karşı Lübnan'ın tek caydırıcı gücü olarak konumlandırıyor. Ayrıca Hizbullah'ın Suriye ve Irak'taki vekil güçlerle bağlantıları, bölgesel bir güç odağı haline gelmesini sağladı. Bu nedenle anlaşmanın uygulanabilirliği düşük görünüyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Anlaşma, sadece ikili ilişkileri değil, tüm Orta Doğu dengelerini etkileyebilecek potansiyele sahip. Hizbullah'ın silahsızlanması, İran'ın bölgedeki nüfuzunu zayıflatacak en önemli adımlardan biri olarak görülüyor. Tahran, Hizbullah'ı İsrail'e karşı ön cephe unsuru olarak kullanıyor; örgütün zayıflaması İran'ın caydırıcılığını azaltabilir.
Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Sünni monarşiler, İran'ın Lübnan'daki etkisinin kırılması için anlaşmayı destekliyor. Ancak bu ülkelerin de Hizbullah'ın tamamen tasfiye edilmesini beklemedikleri biliniyor. ABD ise anlaşmayı, İran'ın bölgedeki yayılmacı politikalarına karşı bir kazanım olarak sunuyor. Avrupa Birliği, insani yardım ve yeniden yapılanma vaatleriyle anlaşmanın uygulanmasını kolaylaştırmaya çalışıyor.
Öte yandan, anlaşmanın başarısız olması halinde Lübnan'da yeni bir iç savaş yaşanabileceği endişesi var. Hizbullah'ın silah bırakmaya zorlanması, ülkedeki mezhepsel gerilimleri tırmandırabilir. Zira örgüt, Şii toplumunun en önemli siyasi ve askeri temsilcisi konumunda. Ayrıca İsrail, anlaşma kapsamında Hizbullah'ın güney sınırından çekilmediğini tespit ederse, yeni bir askeri operasyon başlatabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, anlaşmayı Lübnan'ın egemenliğini güçlendirecek bir adım olarak desteklemekle birlikte, Hizbullah'ın silahsızlandırılmasının bölgesel istikrarı tehdit edebileceği uyarısında bulunuyor. Ankara, İran'ın bölgedeki nüfuzunun kırılmasından rahatsızlık duysa da, Hizbullah'ın tasfiyesinin Lübnan'da iç savaşa yol açabileceği endişesini taşıyor. Türkiye ayrıca, anlaşmanın başarısız olması durumunda Lübnan'daki Türk vatandaşlarının güvenliğini ve bölgedeki yatırımlarını korumak için diplomatik girişimlerini artıracaktır. Bu gelişme, Suriye krizine benzer şekilde, Türkiye'yi yeni bir sığınmacı akını ve istikrarsızlık riskiyle karşı karşıya bırakabilir.