İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun 7 Ekim 2023 saldırılarının ardından ilan ettiği 'tam zafer' hedefi, 984 gün süren yoğun çatışmaların ardından tüm cephelerde ulaşılamaz bir hedef olarak kaldı. Uzmanlara göre, İsrail'in Gazze Şeridi'nde Hamas'a karşı yürüttüğü askeri operasyonlar askeri açıdan belirli başarılar elde etmiş olsa da, Netanyahu'nun savaşın başında vaat ettiği 'mutlak ve kesin zafer' siyasi ve stratejik düzeyde gerçekleşmedi. Bu durum, İsrail'in güvenlik doktrini ve bölgesel dengeler açısından önemli sonuçlar doğuruyor.
Netanyahu'nun 'Tam Zafer' Söyleminin Çöküşü
Netanyahu, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın düzenlediği ve yaklaşık 1.200 İsraillinin ölümüne, 250'den fazla kişinin rehin alınmasına yol açan saldırının ardından, İsrail ordusuna Gazze'ye kapsamlı bir kara operasyonu başlatma emri vermişti. Başbakan o dönemde yaptığı açıklamalarda, Hamas'ı tamamen yok edeceklerini, Gazze'nin askerden arındırılacağını ve tüm rehinelerin kurtarılacağını söylemişti. Ancak 984 gün sonra gelinen noktada, bu hedeflerin hiçbirine tam olarak ulaşılamadığı görülüyor.
İsrail ordusu, Gazze Şehri ve güneydeki Han Yunus dahil olmak üzere birçok bölgede yoğun çatışmalar yaşadı. Askeri kaynaklara göre, Hamas'ın askeri kanadının önemli ölçüde zayıflatıldığı, birçok üst düzey komutanın etkisiz hale getirildiği ve tünel ağının büyük bölümünün tahrip edildiği ifade ediliyor. Ancak Hamas'ın tamamen yok edilemediği, hâlâ gerilla taktikleriyle direniş gösterdiği ve Gazze'nin bazı bölgelerinde yeniden örgütlenmeye başladığı belirtiliyor. Rehineler konusunda ise, bazı rehineler kurtarılmış olsa da, yüzden fazla kişi hâlâ Hamas'ın elinde bulunuyor. Bu durum, İsrail kamuoyunda Netanyahu yönetimine karşı ciddi bir güven bunalımına yol açtı.
Savaşın Bölgesel ve Küresel Yansımaları
7 Ekim savaşı, sadece İsrail-Filistin çatışmasının seyrini değiştirmekle kalmadı, aynı zamanda tüm Orta Doğu bölgesinde dengeleri alt üst etti. İsrail'in Gazze'deki operasyonları, Lübnan Hizbullahı, Yemen'deki Husiler ve İran destekli diğer grupların tepkisine yol açtı. Özellikle Hizbullah'ın İsrail'in kuzey sınırında açtığı ikinci bir cephe, İsrail'i iki ateş arasında bıraktı. Netanyahu, kuzeyde de 'tam zafer' söylemiyle Hizbullah'a karşı operasyonlar başlattı, ancak bu cephede de kesin bir sonuç alınamadı. Hizbullah, İsrail'in yoğun hava saldırılarına rağmen roket atma kapasitesini koruduğunu gösterdi.
Bölgesel boyutta ise, savaş İran ve İsrail arasında doğrudan bir çatışma riskini artırdı. Nisan ve Ekim 2024'te İran, İsrail'in diplomatik tesislerine yönelik saldırılarına misilleme olarak doğrudan İsrail topraklarını hedef alan füze ve drone saldırıları düzenledi. Bu saldırılar, büyük ölçüde İsrail hava savunma sistemleri ve uluslararası koalisyonun müdahalesiyle püskürtülse de, taraflar arasındaki gerginliğin tehlikeli bir noktaya ulaştığını gösterdi. ABD, savaş boyunca İsrail'e askeri ve diplomatik destek sağlamaya devam ederken, uluslararası toplumda İsrail'in Gazze'deki sivil kayıplara yol açan operasyonlarına yönelik eleştiriler giderek arttı. Birleşmiş Milletler ve birçok insan hakları örgütü, İsrail'i savaş suçları işlemekle suçladı. Bu durum, İsrail'in uluslararası alanda giderek yalnızlaşmasına neden oldu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
7 Ekim savaşının fiilen sona ermesi, Türkiye'nin bölgesel politikası açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Ankara, savaşın başından itibaren ateşkes çağrıları yapmış, insani yardımların Gazze'ye ulaştırılması için yoğun diplomasi yürütmüştür. Savaşın bitmesiyle birlikte Türkiye'nin arabuluculuk rolü yeniden öne çıkabilir; özellikle Filistin yönetimiyle Hamas arasındaki uzlaşı ve Gazze'nin yeniden inşası süreçlerinde aktif bir pozisyon alması beklenmektedir. Ayrıca, Türkiye'nin doğalgaz arama ve enerji koridoru projelerinde Doğu Akdeniz'deki istikrar da bu gelişmeyle doğrudan ilişkilidir. Savaşın sona ermesi, Türkiye-İsrail ilişkilerinde normalleşme sürecinin yeniden canlanmasına zemin hazırlayabilir, ancak bu sürecin Filistin davasına verilen destekle dengelenmesi gerekecektir.