İsrail, son yıllarda Avrupa'nın aşırı sağ partileriyle kurduğu ilişkileri stratejik bir dış politika aracı olarak kullanıyor. Bu partiler, İsrail'e geleneksel olarak mesafeli duran Avrupa Birliği içinde İsrail lehine bir denge unsuru oluşturuyor. Ancak bu yakınlaşma, Avrupa'daki Yahudi topluluklarında ve insan hakları kuruluşlarında ciddi rahatsızlık yaratıyor. İsrail'in bu hamlesi, hem diplomatik izolasyonu kırma hem de Avrupa siyasetinde etki alanı genişletme çabası olarak okunuyor.
Gelişmenin Arka Planı: İsrail'in Avrupa Stratejisi
İsrail'in Avrupa aşırı sağına yönelimi yeni bir olgu değil. Özellikle 2010'lu yıllardan itibaren İsrail hükümetleri, Avrupa'da İsrail karşıtı tutumlarıyla bilinen sol partilerin zayıflamasıyla birlikte, aşırı sağ partilerle diyalog kanalları açtı. Bu partiler arasında Fransa'daki Ulusal Birlik (Rassemblement National), Hollanda'daki Özgürlük Partisi (PVV), Avusturya'daki Özgürlük Partisi (FPÖ) ve İsveç Demokratları gibi oluşumlar bulunuyor. İsrail, bu partilerin bazılarının geçmişteki antisemitik söylemlerine rağmen, İsrail karşıtı politikaları nedeniyle sol partilere kıyasla daha az zararlı gördüğü için onlarla çalışmayı tercih ediyor.
Örneğin, Macaristan'da Viktor Orban hükümeti, İsrail ile yakın ilişkiler geliştirerek Avrupa Birliği'nde İsrail'e yönelik eleştirileri dengelemeye çalışıyor. Benzer şekilde, İtalya'da Giorgia Meloni liderliğindeki İtalya'nın Kardeşleri (Fratelli d'Italia) partisi, İsrail'e destek veren açıklamalarıyla öne çıkıyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, bu liderlerle sık sık bir araya gelerek hem ikili ilişkileri güçlendiriyor hem de Avrupa'da İsrail'in meşruiyetini artırmayı hedefliyor.
Ancak bu strateji, beraberinde önemli riskler taşıyor. Avrupa'daki aşırı sağ partilerin birçoğu, göçmen karşıtı ve İslamofobik söylemleriyle biliniyor. Bu partilerle iş birliği, İsrail'in kendi içindeki Arap ve Müslüman toplumla ilişkilerini de olumsuz etkileyebiliyor. Ayrıca, bu partilerin iktidara gelmeleri durumunda, İsrail'e verdikleri desteğin ne kadar kalıcı olacağı belirsiz.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Avrupa'da Yükselen Aşırı Sağ ve İsrail
Avrupa'da aşırı sağın yükselişi, sadece İsrail için değil, tüm Avrupa siyaseti için önemli sonuçlar doğuruyor. Son yıllarda yapılan seçimlerde aşırı sağ partiler oylarını artırdı. Fransa'da Ulusal Birlik, 2024 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde birinci parti oldu. Hollanda'da PVV, 2023 genel seçimlerinde en büyük parti çıktı. Avusturya'da FPÖ, anketlerde lider konumda. Bu partilerin ortak noktası, göç karşıtı politikalar ve İslam karşıtlığı. İsrail, bu partilerin İslam karşıtlığını kendi güvenlik çıkarları için bir fırsat olarak görüyor; zira bu partiler, Filistin yanlısı hareketlere ve İsrail karşıtı söylemlere mesafeli duruyor.
Ancak bu durum, Avrupa'daki Yahudi toplulukları için çelişkili bir tablo oluşturuyor. Bir yandan, aşırı sağ partilerin İsrail'e destek vermesi, Yahudi topluluklarının güvenliği açısından olumlu bir gelişme gibi görünebilir. Öte yandan, bu partilerin geçmişteki antisemitik söylemleri ve eylemleri, Yahudi topluluklarında derin bir güvensizlik yaratıyor. Örneğin, Fransa'da Ulusal Birlik'in kurucusu Jean-Marie Le Pen, Holokost'u 'detay' olarak nitelendirmişti. Parti, bu söylemden arınmaya çalışsa da, Yahudi toplumu nezdinde tam bir güven tesis edilebilmiş değil.
Uluslararası arenada ise İsrail'in bu stratejisi, bazı müttefikleri tarafından endişeyle izleniyor. ABD'deki Yahudi örgütleri, İsrail'in aşırı sağla iş birliğini eleştiriyor. Avrupa Birliği kurumları, aşırı sağ partilerin yükselişinden rahatsız. İsrail'in bu partilerle yakınlaşması, AB-İsrail ilişkilerinde gerilime yol açabilir. Ayrıca, İsrail'in kendi kamuoyunda da bu politikaya yönelik eleştiriler var. Sol görüşlü İsrailliler, ülkenin kurucu değerleriyle çeliştiğini savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'in Avrupa aşırı sağıyla yakınlaşması, Türkiye açısından birkaç açıdan önem taşıyor. Öncelikle, bu partilerin çoğu İslam karşıtı ve Türkiye karşıtı söylemlere sahip. İsrail'in bu partilerle iş birliği, Avrupa'da Türkiye aleyhtarı blokun güçlenmesine katkıda bulunabilir. İkincisi, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkileri zaten karmaşık bir dönemden geçerken, aşırı sağın yükselişi Türkiye'nin AB üyelik sürecini daha da zorlaştırabilir. Üçüncüsü, İsrail'in bu stratejisi, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'daki güç dengelerini etkileyebilir; Türkiye, bölgesel rakipleriyle ilişkilerinde yeni dinamiklerle karşılaşabilir. Türkiye, Avrupa'daki Türk ve Müslüman toplulukların haklarını korumak için bu gelişmeleri yakından takip etmeli.