İsrail'in, ABD ile İran arasında yürütülen nükleer müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanması ve mevcut anlaşmanın çökmesi durumuna karşı kapsamlı bir hazırlık süreci başlattığı bildiriliyor. Ortadoğu merkezli haber sitesi Middle East Eye'ın (MEE) üst düzey İsrailli yetkililere dayandırdığı habere göre, Tel Aviv yönetimi Tahran'ın nükleer programına yönelik diplomatik çabaların başarısız olması halinde devreye sokulacak bir dizi senaryo üzerinde çalışıyor. Hazırlıklar, hem askeri hem de diplomatik boyutları kapsıyor ve bölgedeki güç dengelerini yeniden şekillendirebilecek potansiyele sahip.
Gelişmenin Arka Planı: Müzakerelerde Tıkanma
ABD ile İran arasında, eski Başkan Donald Trump döneminde tek taraflı olarak çekilinen Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (KOEP veya JCPOA) yeniden canlandırılması için yürütülen görüşmeler aylardır tıkanmış durumda. Taraflar, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetleri, yaptırımların kaldırılması ve Tahran'ın bölgesel faaliyetleri gibi kritik konularda henüz uzlaşma sağlayabilmiş değil.
İsrailli yetkililer, mevcut durumda bir anlaşmaya varılmasının giderek zorlaştığını, ancak asıl endişelerinin anlaşmanın sağlanamamasından ziyade, ABD'nin İran'a karşı yumuşak bir tutum sergileyerek zayıf bir anlaşmaya imza atması olduğunu belirtiyor. Bu senaryoda, İran'ın nükleer altyapısını koruyabileceği ve hatta geliştirebileceği, buna karşılık yaptırımların ancak kısmen kaldırılacağı bir tablo öngörülüyor. İsrail, bu tür bir anlaşmanın nükleer tehdidi ortadan kaldırmayacağını, aksine Tahran'a zaman kazandıracağını düşünüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Askeri Seçenek Masada
İsrail'in hazırlıkları arasında, İran'ın nükleer tesislerine yönelik olası bir askeri operasyon da bulunuyor. Ancak kaynaklar, bu seçeneğin son çare olarak görüldüğünü ve diplomatik yolların tükenmesi halinde gündeme gelebileceğini vurguluyor. Bununla birlikte, İsrail'in öncelikli hedefinin, uluslararası toplumu İran'a karşı daha sert bir tutum almaya ikna etmek olduğu belirtiliyor. Bu kapsamda, ABD ve Avrupa ülkeleri nezdinde yoğun bir lobi faaliyeti yürütülüyor.
Bölgesel düzeyde, anlaşmanın çökmesi durumunda Körfez ülkelerinin de tedirgin olduğu biliniyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), İran'ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasından endişe ediyor. Bu ülkelerin de İsrail ile koordinasyon içinde olduğu, ancak doğrudan bir askeri ittifaktan kaçındığı ifade ediliyor. Ayrıca, Rusya ve Çin'in İran'a verdikleri destek, müzakerelerdeki kilit faktörlerden biri olarak öne çıkıyor. Moskova ve Pekin, ABD'nin yaptırım politikasına karşı çıkarken, Tahran'ın nükleer faaliyetlerine yeşil ışık yakmaları halinde bölgesel dengelerin daha da karmaşık hale geleceği belirtiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran anlaşmasının çökmesi, Türkiye'nin güvenliğini ve enerji politikalarını doğrudan etkileme potansiyeli taşıyor. İran sınırında olası bir kriz, Türkiye'yi yeni bir mülteci akını ve güvenlik tehdidi ile karşı karşıya bırakabilir. Ayrıca, anlaşmanın çökmesi halinde bölgesel gerginliğin artması, Türkiye'nin enerji tedarik rotalarını ve fiyatlarını olumsuz etkileyebilir. Türkiye, İran ile iyi ilişkilerini korumaya özen gösterirken, bir yandan da ABD ile diplomatik dengeleri gözetmek zorunda. Bu nedenle Ankara'nın, krizi yönetmek için hem Tahran hem de Washington ile diyalog kanallarını açık tutması bekleniyor.