İran yönetimi, Amerika Birleşik Devletleri'ni (ABD) İran petrolüne yönelik yaptırım muafiyetleri konusunda imzalanan mutabakat zaptını (MoU) ihlal etmekle suçladı. Tahran yönetimi, Washington'un nükleer anlaşma kapsamında verdiği sözleri tutmadığını ve petrol ihracatına getirilen kısıtlamaları kaldırmadığını öne sürdü. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, yaptığı açıklamada ABD'nin mutabakata aykırı hareket ettiğini ve bu durumun müzakerelerde güveni zedelediğini belirtti. İddiaya göre ABD, İran'ın günlük petrol ihracatını belirli bir seviyede tutmasına izin vereceğini taahhüt etmiş ancak bu taahhüdünü yerine getirmemişti. İran ayrıca, yaptırım muafiyetlerinin yenilenmemesi ve bazı ülkelerin İran'dan petrol alımına izin verilmemesi gibi uygulamaları da ihlal olarak değerlendiriyor. Konuyla ilgili henüz ABD'den resmi bir yanıt gelmezken, İran'ın bu açıklaması nükleer müzakerelerin yeniden başlaması için yapılan çabalara gölge düşürdü.
Gelişmenin arka planı
İran ile ABD arasındaki gerilim, 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (JCPOA) 2018'de dönemin ABD Başkanı Donald Trump tarafından tek taraflı olarak terk edilmesiyle başlamıştı. Trump, İran'a yönelik ağır yaptırımları yeniden yürürlüğe koymuş ve İran'ın petrol ihracatını sıfırlamayı hedeflemişti. Joe Biden'ın 2021'de göreve gelmesiyle birlikte nükleer anlaşmaya dönüş için müzakereler başlasa da, süreç tıkanmış durumda. Her iki taraf da birbirini anlaşmaya yanaşmamakla suçluyor. İran, ABD'nin önce yaptırımları kaldırması gerektiğini savunurken, ABD İran'ın nükleer programındaki ilerlemeleri durdurmasını istiyor. Son olarak, Mart 2023'te Çin'in arabuluculuğunda Suudi Arabistan ile anlaşmaya varan İran, ABD ile müzakerelerde de esneklik sinyali vermişti. Ancak İran'ın Rusya'ya insansız hava aracı tedarik ettiği iddiaları ve ABD'nin İran Devrim Muhafızları'nı terör örgütü listesinde tutması gibi konular müzakereleri karmaşık hale getiriyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İran'ın bu suçlaması, sadece ikili ilişkileri değil, bölgesel dengeleri de etkileme potansiyeline sahip. İran'ın petrol ihracatındaki artış, küresel piyasalarda arz fazlası yaratarak fiyatları düşürebilir. Öte yandan, İran'ın nükleer programa hız vermesi, İsrail ve Körfez ülkeleri başta olmak üzere bölge ülkelerini tedirgin ediyor. İran, yüzde 60'a varan uranyum zenginleştirme seviyesine ulaştığını duyurmuştu. Bu durum, nükleer silaha sahip olma yolunda hızlı adımlar atıldığı şeklinde yorumlanıyor. ABD'nin bölgedeki müttefikleri, özellikle İsrail, İran'a karşı askeri seçeneklerin masada olduğunu sık sık dile getiriyor. Ancak Washington, diplomasiyi öncelediğini ve anlaşmaya varmak istediğini vurguluyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ise İran ile diyalog kanallarını açık tutarak riskleri yönetmeye çalışıyor. Bu karmaşık denklemde, İran'ın yaptırım muafiyetlerine ilişkin suçlaması, taraflar arasındaki güven bunalımını derinleştiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını karşılamak için İran'a bağımlıdır. İran'dan doğal gaz ve petrol ithal eden Türkiye, yaptırımlar nedeniyle enerji tedarikinde zorluklar yaşayabilir. ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları, Türkiye'nin enerji maliyetlerini artırabilir ve ekonomi üzerinde baskı oluşturabilir. Ayrıca, İran-ABD geriliminin tırmanması, bölgesel istikrarsızlığı tetikleyerek Türkiye'nin güvenlik çıkarlarını tehdit edebilir. Türkiye, bu denklemde her iki tarafla da diyalog halinde kalarak çıkarlarını korumaya çalışacaktır. Nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması, Türkiye'nin enerji güvenliği için hayati önem taşımaktadır. Bu nedenle, Tahran ile Washington arasındaki güven sorunlarının aşılması, Türkiye'nin de yakından takip ettiği bir konudur.