İsrail’in, eski İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ı kullanarak Tahran’da bir rejim değişikliği senaryosu üzerinde çalıştığına dair raporlar, İran-İsrail çatışmasının askeri boyutunun ötesinde bir algı ve anlatı savaşına dönüştüğünü gösteriyor. Tel Aviv merkezli istihbarat kaynaklarına dayandırılan iddialara göre İsrail, Ahmedinejad’ın mevcut rejime muhalif açıklamalarını ve bazı çevrelerdeki popülaritesini kullanarak İran iç siyasetinde bir kırılma yaratmayı hedeflemişti. Ancak iddiaların ortaya çıkması, her iki tarafın da medya ve bilgi akışını manipüle etme çabalarını gösteriyor.
Ahmedinejad figürü ve İran iç siyaseti
Mahmud Ahmedinejad, 2005-2013 yılları arasında İran cumhurbaşkanlığı yapmış, radikal çıkışları ve nükleer program konusundaki sert tutumuyla biliniyor. Görev süresi sonrasında siyaset sahnesinden çekilmiş gibi görünse de, özellikle 2017 ve 2021 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adaylık girişimleriyle gündeme gelmişti. Ancak Yargı Erki ve Devrim Muhafızları tarafından engellenen Ahmedinejad, Dini Lider Ali Hamaney’e karşı muhalif bir duruş sergileyerek bazı reformist ve milliyetçi kesimlerin desteğini kazanmıştı. İsrail’in bu potansiyeli fark ederek, Ahmedinejad’ı bir ‘alternatif lider’ olarak konumlandırmayı planladığı öne sürülüyor. Planın, mevcut Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin halk nezdindeki desteğinin azaldığı bir dönemde, Ahmedinejad’ın Hamaney’e meydan okuyarak iktidar boşluğu yaratmasını öngördüğü belirtiliyor. Fakat raporlar, bu senaryonun hayata geçirilmediğini, sadece bir konsept çalışması olarak kaldığını da ekliyor.
Bilgi savaşı ve bölgesel boyut
İddiaların sızması, İran’ın da aktif olarak yürüttüğü bir bilgi savaşının parçası. Tahran yönetimi, İsrail ve ABD’nin zaman zaman gündeme getirdiği ‘rejim değişikliği’ senaryolarını düzenli olarak ‘psikolojik savaş’ olarak nitelendiriyor. Bu kez ortaya atılan Ahmedinejad planı, İran’ın iç işlerine müdahale olarak algılanırken, aynı zamanda bölgede İsrail’in İran’ı istikrarsızlaştırma çabalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Özellikle İran’ın nükleer programı ve vekil güçler aracılığıyla Ortadoğu’daki nüfuzu, iki ülke arasındaki gerilimi zaten tırmandırmış durumda. Medyaya yansıyan bu tür senaryolar, diplomatik krizlerin yanı sıra kamuoyu algısını şekillendirme amaçlı hamleler olarak da görülüyor. Uzmanlar, bilgi savaşının asıl hedefinin, her iki ülke halkları ve uluslararası toplum nezdinde meşruiyet kazanmak olduğuna dikkat çekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran-İsrail geriliminin bilgi savaşı boyutu, Türkiye’nin komşu bölgelerdeki istikrar arayışını doğrudan etkilemektedir. Ankara, İran’daki bir rejim değişikliğinin bölgesel dengeleri altüst edebileceğini ve sığınma dalgasından ekonomik işbirliğine kadar birçok alanda Türkiye’yi etkileyebileceğini öngörmektedir. Ayrıca, iki ülke arasındaki derin güvensizlik, bölgesel krizlerde Türkiye’nin arabuluculuk rolünü zorlaştırmaktadır. Bu nedenle Türkiye, çatışmanın askeri boyutuna olduğu kadar algı savaşına da dikkat etmekte ve kendi kamuoyunda dengeli bir bilgi akışını sağlamaya çalışmaktadır.