İran, ABD'nin Ortadoğu'daki etkisinin giderek azaldığı bir dönemde, bölgesel ve küresel düzeyde büyük güç statüsü elde etme hedefiyle kapsamlı bir strateji izliyor. Tahran'ın "zafer teorisi" olarak adlandırılan bu yaklaşım, askeri, ekonomik ve diplomatik araçları birleştirerek İran'ı bölgesel bir hegemonya kurmaya yönlendiriyor. İran'ın bu hedefe ulaşmak için izlediği yol, vekil güçlerden ekonomik dayanıklılığa, nükleer programdan diplomatik girişimlere kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor.
Stratejinin Arka Planı: Direniş Ekseni ve Vekil Güçler
İran'ın bölgesel stratejisinin merkezinde, "Direniş Ekseni" olarak bilinen vekil güçler ağı yer alıyor. Lübnan'daki Hizbullah, Suriye'deki Beşar Esad rejimi, Irak'taki Şii milisler ve Yemen'deki Husiler, İran'ın bölgede nüfuzunu yaymak için kullandığı araçlar. Bu gruplar, İran'a ABD ve müttefiklerine karşı asimetrik bir savaş yürütme kapasitesi sağlıyor. Son yıllarda İran, bu vekil güçler aracılığıyla Suriye, Irak, Yemen ve Lübnan'da önemli askeri ve siyasi kazanımlar elde etti. Özellikle Suriye iç savaşında Esad rejiminin hayatta kalması, İran'ın bölgesel etkisini pekiştirdi ve Akdeniz'e uzanan bir kara koridoru oluşturmasına olanak tanıdı.
İran'ın vekil güçler stratejisi, aynı zamanda ABD ve İsrail'e karşı bir caydırıcılık unsuru olarak işlev görüyor. Bu gruplar, İran'ın doğrudan askeri müdahalesine gerek kalmadan düşmanlarına zarar verme kapasitesi sunuyor. Ancak bu strateji, İran'ın bölgesel izolasyonunu da derinleştiriyor ve Suudi Arabistan, BAE gibi Körfez ülkeleriyle ilişkilerini gerginleştiriyor.
Ekonomik Dayanıklılık ve Nükleer Kart
İran, uzun yıllardır uygulanan ekonomik yaptırımlara rağmen ekonomik dayanıklılığını korumaya çalışıyor. ABD'nin 2018'de nükleer anlaşmadan çekilmesi ve yeniden yaptırım uygulaması, İran ekonomisini zorladı. Ancak Tahran, yaptırımları aşmak için Çin ve Rusya ile ticaretini genişletti, bölgesel ticaret anlaşmalarına yöneldi ve direniş ekonomisi modelini benimsedi. İran ayrıca nükleer programını bir pazarlık kozu olarak kullanıyor. Nükleer anlaşmanın (JCPOA) canlandırılmasına yönelik müzakereler uzun süredir tıkanmış durumda, ancak İran uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sürdürerek Batı'ya karşı elini güçlü tutmaya çalışıyor. Nükleer eşiğe yaklaşması, İran'a bölgesel ve küresel dengelerde önemli bir kaldıraç sağlıyor.
İran'ın zafer teorisinin bir diğer ayağı da diplomatik açılımlar. Son dönemde Suudi Arabistan ile ilişkilerin normalleşmesi, İran'ın bölgesel izolasyonunu kırma çabasının bir parçası. Çin'in arabuluculuğuyla varılan anlaşma, İran'ın Körfez'deki konumunu güçlendirdi. Ayrıca İran, Şanghay İşbirliği Örgütü'ne (ŞİÖ) üye oldu ve BRICS'e katılım başvurusunda bulundu. Bu adımlar, İran'ın Batı'ya karşı alternatif ittifaklar arayışını yansıtıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'ın büyük güç statüsü hedefi, sadece Ortadoğu ile sınırlı değil. Tahran, küresel bir aktör olma iddiasını da sürdürüyor. ABD'nin bölgeden çekilme eğilimi ve Rusya'nın Ukrayna savaşına odaklanması, İran'a stratejik bir boşluk yaratıyor. Bu boşluğu doldurmak isteyen İran, bölgesel düzenin şekillenmesinde söz sahibi olmayı amaçlıyor. Ancak İran'ın karşısında ciddi engeller var: İsrail'in askeri üstünlüğü, Suudi Arabistan'ın ekonomik gücü ve ABD'nin yaptırım rejimi. Yine de İran, sabırlı ve çok katmanlı bir stratejiyle bu engelleri aşmayı hedefliyor. Uzmanlar, İran'ın "zafer teorisi"nin, yıpratma savaşı ve stratejik sabır üzerine kurulu olduğunu belirtiyor. Tahran, zamanın kendi lehine işlediğine inanıyor ve ABD'nin bölgeden tamamen çekilmesini bekliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın bölgesel güç mücadelesi, Türkiye'yi doğrudan etkiliyor. Türkiye, İran ile karmaşık bir ilişki ağına sahip: Bir yandan ekonomik ve ticari işbirliği devam ederken, diğer yandan Suriye, Irak ve Kafkasya'da nüfuz rekabeti yaşanıyor. İran'ın vekil güçler aracılığıyla bölgede artan etkisi, Türkiye'nin desteklediği gruplarla çatışma potansiyeli taşıyor. Ayrıca İran'ın nükleer programı, bölgesel bir silahlanma yarışını tetikleyebilir ve Türkiye'nin güvenlik hesaplarını etkileyebilir. Öte yandan, ABD'nin bölgeden çekilmesiyle oluşan boşlukta Türkiye ve İran'ın işbirliği yapabileceği alanlar da var. Enerji, ticaret ve bölgesel istikrar konularında diyalog sürüyor. Ancak İran'ın nükleer eşiğe yaklaşması ve bölgesel yayılmacılığı, Türkiye için uzun vadeli bir endişe kaynağı olmayı sürdürüyor.