Yemen'deki son gelişmeler, ABD ve İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaşın etkilerinden bağımsız değerlendirilemez. Uzun süren ve henüz çözüme kavuşmayan bu çatışma, bölge ülkelerini stratejik gerçeklerini yeniden gözden geçirmeye zorluyor. Suudi Arabistan, bir yandan Hürmüz Boğazı'ndaki İran tehdidi, diğer yandan Bab el-Mendeb Boğazı'ndaki Husilerin varlığı arasında sıkışmış durumda. Riyad, hem ekonomik hem de güvenlik açısından kritik bir denge politikası izlemek zorunda.
Hürmüz ve Bab el-Mendeb arasında sıkışan Riyad
Suudi Arabistan, dünyanın en önemli petrol sevkiyat yollarından biri olan Hürmüz Boğazı'na bağımlı. İran'ın bu boğazı kapatma tehdidi, Suudi ekonomisi için varoluşsal bir risk oluşturuyor. Öte yandan, Kızıldeniz'in güney kapısı Bab el-Mendeb Boğazı'nda Husilerin kontrolü, Suudi Arabistan'ın güney komşusu Yemen üzerinden deniz ticaretini tehdit ediyor. Riyad, bu iki cephede aynı anda mücadele etmekte zorlanıyor.
ABD ve İsrail'in İran'a yönelik savaşı, bölgedeki güç dengelerini alt üst etti. Suudi Arabistan, bir yandan ABD ile stratejik ortaklığını sürdürürken, diğer yandan İran ile doğrudan çatışmaktan kaçınıyor. Yemen'deki Husiler ise İran'ın bölgesel vekili olarak Suudi Arabistan'a karşı önemli bir tehdit unsuru olmayı sürdürüyor. Son dönemde Husilerin Bab el-Mendeb'deki saldırıları, küresel deniz ticaretini aksatarak Suudi Arabistan'ın ekonomik çıkarlarını da zedeliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Suudi Arabistan'ın karşı karşıya olduğu zorluklar, sadece kendi güvenliğini değil, küresel enerji arz güvenliğini de yakından ilgilendiriyor. Hürmüz Boğazı'ndan günlük yaklaşık 20 milyon varil petrol geçiyor. Bab el-Mendeb ise Avrupa ile Asya arasındaki deniz ticaretinin can damarı. Bu iki boğazdaki istikrarsızlık, petrol fiyatlarını ve küresel tedarik zincirlerini doğrudan etkiliyor.
Bölgesel aktörler arasında İran, Suudi Arabistan'ın yanı sıra BAE, Katar ve Kuveyt gibi Körfez ülkeleri de benzer kaygılar taşıyor. Ancak her ülkenin tehdit algısı ve çözüm yaklaşımı farklı. Suudi Arabistan, askeri çözümlerin yanı sıra diplomatik kanalları da kullanmak zorunda. Yemen'deki savaşın sona ermesi için Husilerle müzakereler sürüyor ancak kalıcı bir barış hâlâ ufukta görünmüyor.
ABD'nin bölgedeki askeri varlığı ve İsrail ile artan işbirliği, Suudi Arabistan'ın manevra alanını kısıtlıyor. Riyad, bir yandan Washington'ın İran'a yönelik baskı politikasını desteklerken, diğer yandan İran ile ilişkilerini de koparmamaya çalışıyor. Bu denge siyaseti, Suudi Arabistan'ın uzun vadeli güvenlik stratejisinin belirsizliğini ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Suudi Arabistan'ın Hürmüz ve Bab el-Mendeb arasında yaşadığı stratejik sıkışmadan doğrudan etkileniyor. Kızıldeniz'deki istikrarsızlık, Türkiye'nin Afrika ve Asya ile ticaret yollarını tehdit ediyor. Ayrıca, Suudi Arabistan'ın İran ile denge politikası, Türkiye'nin bölgesel müttefikleriyle ilişkilerini etkiliyor. Türkiye, hem Suudi Arabistan hem de İran ile iyi ilişkiler geliştirerek bu dengeyi kendi lehine çevirebilir. Ancak Yemen'deki savaşın uzaması, Türkiye'nin insani yardım ve diplomatik çözüm çabalarını zorlaştırıyor. Enerji arz güvenliği açısından da Hürmüz'deki riskler, Türkiye'nin petrol ve doğalgaz ithalatını olumsuz etkileyebilir.