İran, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’ndaki askeri gerilimde ilk geri adım atacağını hesaplayarak yüksek riskli bir kumar oynuyor. Tahran yönetimi, Washington’ın ekonomik yaptırımlar ve askeri baskı karşısında savaştan kaçınacağını varsayıyor. Petrol sevkiyatının can damarı Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek bir kriz, küresel enerji piyasalarını altüst edebilir ve Körfez bölgesinde yeni bir çatışma riskini beraberinde getirebilir.
Gelişmenin Arka Planı: Tahran’ın Stratejik Hesabı
İran Devrim Muhafızları, son haftalarda Hürmüz Boğazı’nda keşif uçuşları ve tatbikatlarla hareketliliği artırdı. ABD Merkez Kuvvetleri Komutanlığı’na göre, İran savaş gemileri uluslararası sularda ticari gemilere yakın manevralar yaparak seyrüsefer güvenliğini tehdit etti. ABD’nin bölgedeki askeri varlığını artırmasına rağmen, İran Cumhurbaşkanı’nın danışmanlarından biri, “Trump seçim öncesi bir savaşı göze alamaz” yorumunu yaptı. Trump yönetiminin 2018’de nükleer anlaşmadan çekilmesi ve ‘maksimum baskı’ politikası, İran’ı köşeye sıkıştırırken, Tahran’ın elinde kalan tek kozlardan biri boğazı kapatma tehdidi. Tarihsel örnekler, İran’ın 1980’lerde Irak’a karşı tanker savaşında boğazı kullanarak petrol fiyatlarını manipüle ettiğini gösteriyor.
Ekonomik yaptırımların İran petro ihracatını yüzde 90 oranında düşürmesi, rejimi radikal adımlara itiyor. Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre, İran’ın günlük ham petrol ihracatı 2024’te 400 bin varile geriledi. Bu durum, Tahran’ın statükoyu değiştirecek hamleler yapmasını cazip kılıyor. İran’ın en büyük kozu, küresel petrol arzının yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nı kontrol edebilme kabiliyeti. Ancak bu hamle, ABD Beşinci Filosu’nun karşı operasyonlarıyla dengeleniyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Petrol Fiyatları ve Güvenlik Dengesi
Olası bir çatışma, Brent petrol varil fiyatının 100 doların üzerine çıkmasına neden olabilir. Orta Doğu’daki jeopolitik risk primlerinin yükselmesi, gelişmekte olan ekonomiler için ek bir darbe anlamına geliyor. Körfez ülkeleri, Suudi Arabistan liderliğinde, boğazın alternatifi olarak kara boru hatlarını devreye sokmayı planlıyor. Ancak bu hatların kapasitesi, boğazın birkaç günlük kapanmasını bile karşılayamıyor. Bölge ülkeleri, bir yandan ABD’nin güvenlik şemsiyesine güvenirken, diğer yandan Çin’in artan enerji talebi karşısında diplomatik denge kurmaya çalışıyor. Rusya ise İran’a yönelik askeri destek sinyalleri vererek, ABD’nin bölgedeki hegemonyasını sınamayı hedefliyor. Bu çok taraflı gerginlik, uluslararası deniz hukuku ve serbest ticaret ilkelerinin de test edildiği bir alan haline geliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ithalatının büyük bölümünü Hürmüz Boğazı üzerinden yapıyor. Olası bir tıkanma, doğalgaz ve petrol fiyatlarını artırarak cari açığı büyütebilir. Ankara, Tahran ve Washington arasında denge politikası izlerken, boğazın güvenliği konusunda çıkarlarını korumak zorunda. Türkiye ayrıca Irak ve Azerbaycan üzerinden enerji koridorlarını çeşitlendirme çabalarını hızlandırabilir. Bu gelişme, Türk dış politikasının enerji güvenliği ekseninde daha proaktif bir rol üstlenmesini gerektirebilir.