Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) feshedildiğini açıklaması, ülkenin kuzeydoğusunda on yılı aşkın süredir devam eden Kürt özerk yönetimi deneyimini sona erdirirken, Şam'daki yeni yönetim ile Kürtler arasında başlayan diyaloğun da en somut sonucu oldu. Pazar günü yapılan açıklamada, SDG'nin sivil ve askeri kurumlarının Suriye devletine entegre edileceği belirtilirken, bu kararın, devrik lider Beşar Esad'a karşı savaşta ABD'nin en önemli müttefiki olan grubun geleceğine dair aylardır süren müzakerelerin ardından geldiği vurgulandı. Suriye'nin kuzeydoğusunda fiili bir özerk bölge kuran SDG'nin kararı, Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara'nın geçici hükümetinin ülke genelinde otoritesini tesis etme çabalarında kritik bir dönüm noktasına işaret ediyor.
Kürt Özerk Yönetiminin Sonu ve Şam'ın Yeni Rolü
SDG'nin feshi, yalnızca askeri bir yapılanmanın değil, aynı zamanda 2011'de başlayan iç savaş sırasında oluşan ve kendi okullarını, mahkemelerini ve idari kurumlarını kuran bir yönetim modelinin de sonunu getiriyor. PKK'nın Suriye kolu olarak görülen ve Türkiye tarafından da terör örgütü olarak kabul edilen YPG liderliğindeki SDG, IŞİD'e karşı mücadelede ABD'nin ana ortaklığını üstlenmiş ve bu sayede bölgede geniş bir nüfuz alanı elde etmişti. Ancak ABD'nin bölgeden çekilme sinyalleri ve Şara hükümetinin ülkenin birliği konusundaki kararlılığı, SDG'yi yeni bir denkleme zorladı.
Yeni anlaşma çerçevesinde SDG'nin kontrolündeki sınır kapıları, petrol ve gaz sahaları ve askeri noktaların devlete teslim edilmesi bekleniyor. Resmi açıklamada, "Kürt halkının anayasal haklarının" garanti altına alınacağı ve tüm Suriyelilerin yeni yönetimde temsil edileceği ifade edilirken, bu güvencelerin nasıl hayata geçirileceği henüz netlik kazanmadı. Şam yönetimi, ülke genelinde merkezi otoriteyi sağlamayı hedeflerken, Kürtlerin kültürel ve siyasi taleplerinin yeni anayasa sürecinde ele alınacağını duyurdu. Ancak Kürt toplumunun bazı kesimleri, bu güvencelerin kağıt üzerinde kalabileceği ve özerk kazanımların geri alınacağı endişesini taşıyor.
Bölgesel Dengeler ve Uluslararası Aktörler
SDG'nin feshi, yalnızca Suriye'nin iç dinamiklerini değil, aynı zamanda bölgesel güç dengelerini de yakından ilgilendiriyor. Türkiye, uzun süredir SDG'yi PKK'nın uzantısı olarak nitelendiriyor ve sınır güvenliği açısından tehdit olarak görüyordu. Ankara'nın bu gelişmeyi memnuniyetle karşılaması beklenirken, Şam ile ilişkilerin normalleşmesi sürecine de olumlu katkı sağlayabilir. Öte yandan İsrail, SDG'nin kontrolündeki bölgelerin Şam'a devredilmesinden endişe duyuyor; çünkü bu bölgeler İsrail'in İran ve müttefiklerine karşı tampon görevi görüyordu.
ABD ise, IŞİD'le mücadelede ortaklık yaptığı SDG'nin feshedilmesi karşısında yeni bir strateji geliştirmek zorunda. Washington yönetimi, Suriye'nin doğusundaki yaklaşık 2 bin askerinin statüsünü gözden geçirirken, Şam yönetimiyle bazı alanlarda işbirliği arayışına girdi. Rusya ve İran ise, Esad'ın devrilmesinden sonra bölgede nüfuz kaybetmiş durumda; bu nedenle gelişmeleri yakından izliyorlar. Kürt siyasi hareketi, bu yeni dönemde kazanımlarını koruyabilmek için uluslararası toplumun ve özellikle ABD'nin desteğini almaya çalışacak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
SDG'nin feshi, Türkiye için PKK'nın Suriye'deki uzantısına karşı yürüttüğü mücadelede önemli bir kazanım olarak değerlendirilebilir. Ankara, yıllardır SDG'nin varlığını ulusal güvenliğine tehdit olarak görüyor ve sınır ötesi operasyonlarla bu yapıyı hedef alıyordu. Bu gelişmenin, Türkiye'nin sınır güvenliğini artırması ve terörle mücadele stratejisine olumlu yansıması beklenir. Ancak Ankara'nın, Şam yönetiminin Kürtlere verdiği güvencelerin uygulanmasını ve PKK'nın varlığını sürdürmemesini teminen süreci yakından izlemesi gerekiyor. Ayrıca bu durum, Türkiye ile Suriye arasındaki normalleşme sürecini hızlandırabilir; ancak ilişkilerin derinliği, SDG sonrası yapılanmanın güvenlik endişelerini gidermesine bağlı olacaktır. Bölgesel güç dengesinde Türkiye'nin elini güçlendiren bu gelişme, aynı zamanda İran ve Rusya'nın etkisini azaltma potansiyeli taşıyor.