İran ile ABD arasında yaşanan 100 günlük savaş, Washington'un askeri gücünden ziyade siyasi karar alma mekanizmalarındaki kırılganlıkları gözler önüne serdi. Eski bir ABD büyükelçisinin Newsweek'e yaptığı açıklamaya göre, "Sorun ordumuzda değil, sorun siyasi kararlarımızda." Bu ifade, Tahran'ın füze saldırıları ve ABD'nin hava operasyonlarıyla geçen 100 günün ardından ortaya çıkan tabloyu özetliyor. Çatışmalar, özellikle Basra Körfezi'ndeki deniz trafiğini ve küresel enerji piyasalarını alt üst ederken, ABD'nin bölgedeki askeri üslerinin savunmasızlığı da tartışma konusu oldu.
Gelişmenin Arka Planı
Tahran yönetimi, ABD'nin İran donanmasına yönelik artan baskısına karşılık olarak 100 gün önce Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidinde bulunmuştu. Bunun üzerine ABD, bölgeye iki uçak gemisi ve binlerce asker sevk etmişti. Ancak İran'ın insansız hava araçları ve deniz mayınlarıyla başlattığı asimetrik saldırılar, Amerikan savaş gemilerinin beklenenden daha kırılgan olduğunu gösterdi. Eski büyükelçiye göre, ABD'nin askeri üstünlüğü tartışmasız olsa da, siyasi irade eksikliği ve kamuoyu baskısı, operasyonların etkinliğini sınırladı. Özellikle sivil kayıpların artması ve savaşın uzaması, ABD iç politikasında hükümete yönelik eleştirileri beraberinde getirdi.
Çatışmaların 50. gününde İran, ABD'nin Suudi Arabistan'daki bir askeri üssüne balistik füze saldırısı düzenledi. Bu saldırıda 15 Amerikan askeri hayatını kaybederken, yüzlerce kişi yaralandı. ABD'nin misillemesi gecikince, müttefikleri Washington'un caydırıcılığının zayıfladığını düşünmeye başladı. Bu durum, İsrail ve Körfez ülkelerinde alarm zillerinin çalmasına neden oldu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
100 günlük savaş, yalnızca ABD-İran ilişkilerini etkilemekle kalmadı, aynı zamanda küresel enerji piyasalarında şok dalgaları yarattı. Brent petrolün varil fiyatı 180 dolara kadar yükselirken, küresel tedarik zincirleri ciddi sekteye uğradı. Avrupa Birliği, arabuluculuk çabalarını hızlandırdı ancak taraflar arasındaki güven eksikliği nedeniyle başarılı olamadı. Çin ve Rusya ise ABD'yi savaşı tırmandırmakla suçlayarak İran'a diplomatik destek verdi.
Bölgedeki dengeler de değişti. İran'ın direnci karşısında Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, ABD'nin askeri garantilerine olan güvenlerini yitirdi. Öte yandan, Afganistan ve Irak'taki ABD karşıtı gruplar moral kazanırken, İsrail İran'ın nükleer programına yönelik saldırı seçeneklerini yeniden değerlendirmeye başladı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran-ABD çatışması, Türkiye için kritik bir bölgesel güvenlik sorunu oluşturuyor. Öncelikle, Hürmüz Boğazı'nın trafiğe kapanması Türkiye'nin enerji ithalatını doğrudan etkiledi. Petrol fiyatlarındaki artış, Türkiye'nin cari açığını büyüttü ve enflasyonist baskıları artırdı. Ayrıca, ABD'nin bölgeden çekilmesi durumunda Türkiye, terörle mücadele ve Suriye politikasında yeni risklerle karşılaşabilir. Diğer yandan, Türkiye'nin arabuluculuk potansiyeli öne çıkıyor; Ankara, hem NATO müttefiki hem de İran ile diplomatik ilişkileri olan bir ülke olarak krizde kilit rol oynayabilir. Ancak bu süreçte denge politikasını sürdürmesi, hem Batı hem de Doğu ile ilişkilerini koruması açısından hayati önem taşıyor.