İran, Lübnan'ı bir veto noktasına dönüştürerek nükleer müzakereleri rehin alıyor. ABD ile İran arasında varıldığı iddia edilen bir mutabakat zaptı, nükleer ve Lübnan dosyalarını birbirine bağlıyor. Bu durum, Hizbullah'ın ABD arabuluculuğundaki Lübnan ateşkesini reddetmesi halinde nükleer diplomasinin durma noktasına gelmesine yol açabilir. İran, bölgesel baskıyı müzakere masasında koz olarak kullanmak üzere bu denklemi kasıtlı olarak kurgulamış durumda.
Mutabakatın perde arkası
Diplomatik kaynaklara göre, ABD ile İran arasında yürütülen gizli görüşmelerde, nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması karşılığında İran'ın Lübnan'daki vekil gücü Hizbullah'ı ateşkese ikna etmesi gündeme geldi. Ancak İran, bu taahhüdü doğrudan üstlenmek yerine, Hizbullah'ı bağımsız bir aktör olarak konumlandırarak kendisine manevra alanı yaratıyor. Tahran yönetimi, Hizbullah'ın ateşkesi bloke etmesi durumunda bunun kendi kontrolü dışında bir gelişme olduğunu iddia edebilecek, böylece nükleer müzakerelerde sorumluluk üstlenmekten kaçınacak.
Hizbullah lideri Hasan Nasrallah'ın son açıklamaları, ateşkese yanaşmadıklarını gösteriyor. İsrail'in Gazze'deki operasyonlarına atıfta bulunan Nasrallah, "Lübnan cephesinin Gazze ile bağlantısı koparılamaz" diyerek, olası bir ateşkesi Filistin meselesinden bağımsız değerlendirmediklerini vurguluyor. Bu durum, ABD'nin bölgedeki diplomatik çabalarını zora sokuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD-İran mutabakatı, bölgedeki diğer aktörler arasında ciddi rahatsızlık yaratıyor. İsrail, İran'ın nükleer programına yönelik herhangi bir anlaşmanın kendi güvenliğini tehdit ettiğini düşünüyor. Suudi Arabistan ve BAE ise İran'ın bölgesel nüfuzunun kalıcı hale gelmesinden endişe ediyor. Öte yandan Fransa ve Almanya, ABD'nin İran'la doğrudan müzakere etmesini eleştirerek, Avrupa'nın süreçten dışlandığını belirtiyor.
Analistlere göre, İran'ın bu stratejisi, Washington'u birden fazla cephede zorlamayı hedefliyor. Tahran, bir yandan nükleer dosyada yaptırımların hafifletilmesini isterken, diğer yandan Lübnan ve Suriye üzerinden bölgesel kazanımlarını pekiştirmeye çalışıyor. Özellikle Hizbullah'ın elindeki hassas dengeler, İran'ın Lübnan'da bir kriz yaratma kapasitesini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Lübnan'daki istikrarsızlığın kendi güvenliğini doğrudan etkilediği bir coğrafyada yer alıyor. İran'ın nükleer müzakerelerde Lübnan'ı pazarlık konusu yapması, Ankara'nın Doğu Akdeniz ve Suriye politikalarını da yakından ilgilendiriyor. Olası bir Lübnan ateşkesi, Türkiye'nin bölgedeki insani yardım ve yeniden inşa çabalarını kolaylaştırabilir. Ancak İran-ABD anlaşmasının nükleer dosyada varacağı nokta, Türkiye'nin enerji güvenliği ve bölgesel ticaret yolları açısından kritik önem taşıyor. Ankara, bu denklemde kendisine danışılmadan alınan kararların sonuçlarına katlanmak istemiyor; bu nedenle süreci yakından takip ederken kendi çıkarlarını korumak için diplomatik girişimlerini yoğunlaştırabilir.