Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA), ABD ile Suudi Arabistan arasında müzakere edilen nükleer işbirliği anlaşmasının doğrulama süreciyle ilgili olarak henüz resmi bir talep almadığını duyurdu. IAEA Sözcüsü, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Anlaşmanın nihai haline bağlı olarak, doğrulama faaliyetlerinin kapsamını belirlemek için taraflardan resmi bir talep bekliyoruz” ifadelerini kullandı. Bu açıklama, Suudi Arabistan’ın sivil nükleer programını başlatma ve uranyum zenginleştirme kapasitesi edinme planlarına ilişkin uluslararası endişelerin ortasında geldi.
Anlaşmanın Arka Planı
ABD ve Suudi Arabistan, 2023 yılından bu yana, Riyad’ın İsrail ile normalleşme sürecinin bir parçası olarak görülen bir nükleer işbirliği anlaşması üzerinde çalışıyor. Söz konusu anlaşma, Suudi Arabistan’ın uranyum zenginleştirme ve nükleer yakıt üretimi yapmasına izin veren 123 anlaşması olarak bilinen bir çerçeve içeriyor. Ancak bu, İran’ın nükleer programı nedeniyle bölgede artan gerilimler ve silahlanma yarışı endişelerini beraberinde getiriyor. ABD, Suudi Arabistan’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sıkı denetime tabi tutmayı ve IAEA’nın kapsamlı denetimlerine izin vermeyi şart koşuyor.
Suudi Arabistan, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Vizyon 2030 planı kapsamında ekonomisini çeşitlendirmek ve fosil yakıtlara bağımlılığı azaltmak için nükleer enerjiye yatırım yapmayı hedefliyor. Krallık, 2030 yılına kadar 17 GW’lık nükleer kapasite kurmayı planlıyor. Ancak uranyum zenginleştirme talebi, bölgedeki diğer aktörler ve uluslararası toplum tarafından dikkatle izleniyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-Suudi nükleer anlaşması, sadece ikili ilişkiler açısından değil, aynı zamanda Orta Doğu’daki güç dengeleri ve nükleer silahlanmanın yayılması riski açısından da kritik öneme sahip. İsrail, Suudi Arabistan’ın nükleer programına şimdiye kadar olumlu yaklaşırken, İran bu gelişmeyi kendi nükleer faaliyetlerini meşrulaştırmak için kullanabileceği bir argüman olarak görüyor. Ayrıca, Çin ve Rusya gibi diğer büyük güçler de Suudi Arabistan’ın nükleer enerji ihalelerine ilgi gösteriyor, bu da ABD’nin jeopolitik etkisini sınırlayabilir.
Uzmanlar, Suudi Arabistan’ın zenginleştirme kapasitesi edinmesi halinde, bunun bir nükleer silah programına dönüşme potansiyeli taşıdığı konusunda uyarıyor. Suudi yetkililer ise sivil amaçlı olduğunu ve Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’na (NPT) bağlı kalacaklarını vurguluyor. Ancak, IAEA’nın doğrulama sürecindeki gecikme ve belirsizlikler, anlaşmanın geleceği hakkında soru işaretleri yaratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin enerji politikaları ve bölgesel güvenlik dinamikleri açısından önem taşımaktadır. Türkiye, kendi nükleer enerji programını (Akkuyu NGS) sürdürürken, bölgede bir nükleer silahlanma yarışının başlaması endişe vericidir. Suudi Arabistan’ın zenginleştirme faaliyetleri, İran’ın nükleer programına paralel olarak Türkiye’nin güvenlik çıkarlarını etkileyebilir. Ayrıca, ABD’nin Ortadoğu’daki nükleer işbirliklerinde seçici davranması, Türkiye’nin nükleer teknoloji transferi konusundaki taleplerini de dolaylı olarak etkileyebilir. Ankara, bu süreci yakından takip etmekte ve bölgedeki nükleer faaliyetlerin şeffaflık ve denetim altında olmasını savunmaktadır.