İran destekli Yemen merkezli Husiler, stratejik bir deniz ticaret yolu olan Kızıldeniz'de Suudi Arabistan bayraklı gemileri hedef alacaklarını duyurarak uluslararası toplumda alarm zilleri çaldırdı. Grubun bu tehdidi, bölgesel çatışmanın daha da genişleyerek küresel ekonomiye yeni bir darbe vurabileceği endişelerini körüklüyor. Husilerin daha önce İsrail ve ABD ile bağlantılı gemilere yönelik saldırıları, Kızıldeniz'deki nakliye maliyetlerini ve sigorta primlerini önemli ölçüde artırmıştı. Şimdi ise Suudi varlıklarını hedef alma tehdidi, bölgedeki gerginliği yeni bir boyuta taşıyor. Uzmanlar, bu adımın İran ile Suudi Arabistan arasındaki vekalet savaşının tırmanmasına ve Yemen çatışmasının daha da derinleşmesine yol açabileceği uyarısında bulunuyor.
Gelişmenin arka planı
Husilerin Sözcüsü Yahya Seri tarafından yapılan açıklamada, Suudi gemilerinin 'düşman hedef' olarak görüleceği ve bu gemilere yönelik saldırıların genişletileceği belirtildi. Bu tehdit, özellikle Kızıldeniz'in güney kesiminde ve Bab el-Mendeb Boğazı'nda seyreden ticaret gemileri için ciddi bir risk oluşturuyor. Bab el-Mendeb, dünya deniz ticaretinin yaklaşık %12'sinin geçtiği stratejik bir nokta. Husilerin bu bölgede askeri operasyonlarını artırması, uluslararası nakliye şirketlerini Süveyş Kanalı yerine Ümit Burnu rotasını kullanmaya itebilir, bu da navlun maliyetlerini ve teslimat sürelerini önemli ölçüde artıracaktır.
Husiler, İsrail'in Gazze'deki operasyonlarına misilleme olarak Kasım 2023'ten bu yana Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik saldırılarını yoğunlaştırmıştı. ABD ve İngiltere, bu saldırılara karşı Husilerin mevzilerine hava saldırıları düzenlemiş, ancak grup caydırılamamıştı. Son tehdit, Suudi Arabistan'ın Yemen'deki savaştan çekilme çabalarına rağmen, Husilerin Riyad'ı hâlâ bir düşman olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Husiler, Suudi Arabistan'ı Yemen halkına karşı savaşın bir parçası olmakla suçluyor ve İran'ın bölgesel nüfuz mücadelesinin bir parçası olarak faaliyet gösteriyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Husilerin bu tehdidi, İsrail-Hamas savaşının ardından bölgesel bir çatışmaya dönüşme riskini artırıyor. Zaten gergin olan İran-İsrail gerginliğine bir de Suudi Arabistan'ın dahil olması, çatışmanın yayılma potansiyelini büyütüyor. Suudi Arabistan, daha önce İran'la normalleşme ve Yemen'de ateşkes için harekete geçmiş olsa da, Husilerin saldırıları bu çabaları baltalıyor. Küresel ekonomi açısından bakıldığında, Kızıldeniz'deki ticaret yollarının kapanması, petrol ve doğalgaz fiyatlarında ani yükselişlere, enflasyonist baskılara ve tedarik zinciri kesintilerine yol açabilir. Uluslararası Enerji Ajansı, bu tür bir senaryonun dünya ekonomisini resesyona sürükleyebileceği uyarısında bulunuyor.
Analistler, Husilerin bu hamlesinin İran'ın dolaylı bir savaş stratejisinin parçası olabileceğini belirtiyor. Tahran, doğrudan Suudi Arabistan'la karşı karşıya gelmeden vekil güçler aracılığıyla baskı yaratmayı hedefliyor. Ancak bu tehdit, Suudi Arabistan'ı ABD ve İsrail'le daha yakın işbirliğine itebilir ve bölgedeki kutuplaşmayı derinleştirebilir. Şu ana kadar Suudi Arabistan'dan resmi bir yanıt gelmezken, Suudi yetkililerin Husilere karşı daha sert önlemler alabileceği konuşuluyor. Bu durum, Yemen'deki 2015'ten bu yana süren çatışmanın sona erme umutlarını da zora sokuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Husilerin Kızıldeniz'deki tehdidi, Türkiye için ekonomik ve jeopolitik açıdan kaygı vericidir. Türkiye, enerji ithalatının büyük bölümünü Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı üzerinden yapmaktadır. Olası bir tıkanma, enerji maliyetlerini artırarak cari açığı büyütebilir. Ayrıca, Türk ihracatçıları için Akdeniz'e açılan bu rota, navlun ve sigorta maliyetlerindeki artış nedeniyle rekabet gücünü kaybettirebilir. Bölgesel olarak, Türkiye İran ve Suudi Arabistan arasındaki dengeleri gözetmek zorunda kalırken, Husilerin saldırıları Ankara'nın Yemen'deki barış çabalarını da olumsuz etkileyebilir. Türkiye'nin, deniz güvenliğini sağlamak ve enerji ticaret yollarını korumak için bölgesel işbirliklerine ağırlık vermesi gerekebilir.