ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, bu hafta Kongre'ye yaptığı açıklamada, ABD'nin yalnızca Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması karşılığında İran'a herhangi bir yaptırım hafifletmesi veya dondurulmuş varlıklara erişim izni vermeyeceğini söyledi. Ancak Rubio'nun sözlerini dikkatle incelediğinizde, olası bir kaçış kapağı buluyorsunuz. Belki de ABD, İran'ın nükleer programı ve bölgesel faaliyetlerine ilişkin daha kapsamlı bir anlaşmanın parçası olarak bu tavizleri değerlendirebilir. Bu durum, Tahran yönetiminin mevcut tutumunu değiştirmesi halinde müzakereye açık bir kapı bırakıyor.
Gelişmenin arka planı
Rubio'nun açıklamaları, İran'ın son haftalarda Hürmüz Boğazı'nı fiilen abluka altına alması ve uluslararası deniz trafiğini tehdit etmesi üzerine geldi. Boğaz, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği kritik bir su yolu. İran, bu hamlesiyle Batı'nın ekonomik yaptırımlarını hafifletmeyi ve dondurulmuş varlıklarına erişim sağlamayı hedefliyor. Ancak Rubio, Kongre'deki ifadesinde bu talebin tek başına karşılanamayacağını vurguladı.
Bununla birlikte, Bakan'ın sözleri, İran'ın nükleer müzakerelere dönmesi ve bölgedeki vekil güçlerine verdiği desteği sınırlaması halinde ABD'nin esneklik gösterebileceğine işaret ediyor. Rubio, 'İran'ın davranışlarında köklü bir değişiklik olmadıkça, herhangi bir ekonomik taviz söz konusu değil' dedi. Ancak analistler, Washington'ın fiili olarak İran'la dolaylı müzakerelere hazırlandığını belirtiyor.
Geçmişte Obama yönetimi, İran'la nükleer anlaşma (JCPOA) çerçevesinde benzer bir esneklik göstermiş, yaptırımları kaldırmıştı. Trump döneminde anlaşmadan çekilme ve 'maksimum baskı' politikası ise Tahran'ı daha agresif bir tutuma itti. Şimdi Biden yönetimi, Rubio gibi sertlik yanlısı isimlere rağmen diplomasiye alan açmaya çalışıyor. Bu durum, ABD iç siyasetindeki İran konusundaki derin bölünmeyi de yansıtıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Hürmüz Boğazı'ndaki kriz, yalnızca ABD-İran ilişkilerini değil, küresel enerji güvenliğini de tehdit ediyor. Suudi Arabistan, BAE ve Katar gibi Körfez ülkeleri, İran'ın hamlesine karşı ABD'nin daha net bir pozisyon almasını bekliyor. Aynı zamanda Çin ve Hindistan gibi büyük enerji ithalatçıları, boğazın açık kalması için diplomatik girişimlerde bulunuyor.
Rusya ise, İran'ı destekleyerek ABD'nin bölgedeki nüfuzunu dengelemeye çalışıyor. Kremlin, Tahran'a askeri ve ekonomik destek sağlarken, BM Güvenlik Konseyi'nde de İran lehine veto yetkisini kullanıyor. Bu çok taraflı denklem, Hürmüz krizini daha da karmaşık hale getiriyor.
İsrail ise, İran'ın nükleer programa yaklaşmasından endişe duyuyor ve ABD'ye Tahran'a karşı daha sert önlemler alması için baskı yapıyor. Netanyahu hükümeti, İran'la herhangi bir anlaşmanın, İsrail'in güvenlik endişelerini gidermesi gerektiğini savunuyor. Bu durum, ABD'nin İran politikasında İsrail faktörünü de hesaba katmak zorunda bırakıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran ve Körfez ülkelerinden karşılıyor; Hürmüz Boğazı'nın kapanması, Türkiye'nin enerji maliyetlerini artırabilir ve ekonomiyi olumsuz etkileyebilir. Ankara, bu krizde arabuluculuk rolü üstlenebilir; ancak İran'la yakın ilişkileri ve NATO üyeliği arasında denge kurmak zorunda. Ayrıca, İran'a yönelik yaptırımların hafifletilmesi, Türkiye'nin İran'la ticaretini olumlu etkileyebilir. Bununla birlikte, bölgesel bir gerilim, Türkiye'nin güvenlik çıkarlarını da tehdit edebilir.