İran, Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmak ve nükleer programına ilişkin müzakereleri başlatmak için yedi günlük bir zaman çizelgesi önerdi. Bu gelişme, ABD Başkanı Donald Trump'ı Kasım ayındaki ara seçimler öncesinde zor bir kararla karşı karşıya bırakıyor. Tahran'ın teklifi, İsrail'in Lübnan'daki operasyonlarının sınırlandırılmasını da içeren şartlar barındırıyor. Beyaz Saray'ın bu koşulları kabul edip etmeyeceği belirsizliğini koruyor.
Teklifin Arka Planı ve İçeriği
İran'ın önerisi, bölgesel gerilimin zirveye çıktığı bir dönemde geldi. Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği kritik bir su yolu. İran'ın burada yedi gün içinde seyrüseferi yeniden başlatma taahhüdü, küresel enerji piyasaları için hayati önem taşıyor. Ancak Tahran, bu adımın karşılığında ABD'den bazı tavizler bekliyor. Özellikle İsrail'in Lübnan'daki askeri varlığını azaltması, İran'ın öncelikli talepleri arasında. Ayrıca nükleer müzakerelerin kaldığı yerden devam etmesi ve yaptırımların kademeli olarak hafifletilmesi de gündemde.
İran'ın yedi günlük süre tanıması, ABD yönetimine sınırlı bir manevra alanı bırakıyor. Kasım 2026'da yapılacak ara seçimler öncesinde Trump, hem iç kamuoyunda hem de uluslararası alanda dengeleri gözetmek zorunda. Cumhuriyetçi seçmen tabanının önemli bir kısmı İran'a karşı sert bir tutum sergilenmesini destekliyor. Öte yandan, petrol fiyatlarının düşmesi ve Orta Doğu'da istikrarın sağlanması, seçim ekonomisi açısından avantaj sağlayabilir. Beyaz Saray'dan henüz resmi bir yanıt gelmedi; ancak üst düzey yetkililerin teklifi "ciddiye aldıkları" yönünde açıklamaları var.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hürmüz Boğazı'nın açılması, sadece İran-ABD ilişkileri açısından değil, küresel enerji güvenliği bakımından da kritik. Suudi Arabistan, BAE ve diğer Körfez ülkeleri, İran'ın bu adımını temkinli bir iyimserlikle karşılıyor. Ancak İsrail'in Lübnan'daki faaliyetlerinin sınırlandırılması talebi, bölgesel bir denklemin parçası. İsrail, Hizbullah'a karşı yürüttüğü operasyonlarda İran'ın etkisini kırmayı hedefliyor. İran ise Hizbullah'ı stratejik bir müttefik olarak görüyor ve İsrail'in geri adım atmasını istiyor. Bu durum, ABD'nin İsrail ile İran arasında nasıl bir denge kuracağı sorusunu gündeme getiriyor.
Nükleer müzakereler açısından da önemli bir eşikteyiz. 2015'te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'ndan (JCPOA) ABD'nin 2018'de çekilmesiyle başlayan süreç, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırmasına yol açtı. İran şu anda %60 saflıkta zenginleştirme yapıyor; bu oran silah üretimi için gereken %90'a yakın. Müzakerelerin yeniden başlaması, İran'ın nükleer programını sınırlandırması karşılığında yaptırımların kaldırılmasını içerecek. Ancak Trump yönetimi, daha kapsamlı bir anlaşma istiyor: balistik füze programı ve bölgesel milis gruplara verilen destek de masada olmalı. İran ise sadece nükleer dosyaya odaklanmak istiyor.
Zamanlama açısından da kritik bir dönemdeyiz. ABD ara seçimleri yaklaşırken, Başkan Trump'ın elini güçlendirecek bir dış politika başarısına ihtiyacı var. İran ile varılacak bir anlaşma, petrol fiyatlarını düşürerek enflasyonla mücadeleye katkı sağlayabilir. Ancak anlaşmanın "İran'a taviz" olarak algılanması, seçmen nezdinde olumsuz yankı uyandırabilir. Bu nedenle Beyaz Saray, müzakere sürecini yönetirken iletişim stratejisine büyük önem veriyor. Öte yandan, İran'ın yedi günlük süre sınırı, ABD'nin müttefikleriyle istişare etmesi için yeterli zaman bırakmıyor. Bu da olası bir anlaşmanın aceleye gelmesine ve kalıcı olmamasına yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmeleri yakından takip ediyor. Boğazın kapanması veya açılması, Türkiye'nin enerji ithalatını doğrudan etkiliyor; petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki dalgalanmalar cari açık üzerinde baskı oluşturuyor. Ayrıca İran ile ABD arasında varılacak bir anlaşma, bölgesel gerilimi düşürerek Türkiye'nin güvenlik çevresini olumlu etkileyebilir. Ancak İsrail'in Lübnan'daki varlığına dair şartlar, Türkiye'nin de taraf olduğu hassas dengeleri içeriyor. Türkiye, hem İran ile ticari ilişkilerini sürdürmek hem de ABD ile NATO çerçevesindeki iş birliğini korumak arasında denge gözetmek durumunda. Olası bir anlaşma, Türkiye'nin bölgesel enerji koridoru olma hedefine katkı sağlayabilir.