İran'ın askeri ve güvenlik kurumunun önde gelen isimleri, Washington'la yapılan mutabakatı bir son nokta olarak değil, savaş alanındaki gerçeklere bağlı koşullu bir düzenleme olarak çerçeveliyor. Bu yaklaşım, Tahran'ın son haftalarda ABD'ye yönelik söylemini sertleştirmesine neden olurken, bölgesel güç dengesi açısından kritik bir dönemece işaret ediyor. İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) komutanları, özellikle Yemen, Suriye ve Irak'taki vekil güçler üzerinden yürütülen mücadelede, anlaşmanın sahadaki kazanımları garanti altına almadığını savunuyor. Bu nedenle, generaller kamuoyu önünde ABD'yi hedef alan açıklamaları artırırken, müzakerelerin devam etmesine rağmen gerilimi yüksek tutma stratejisi izliyor.
Anlaşmanın sınırları ve sahaya yansıması
İran'ın askeri kanadı, nükleer müzakerelerde varılan mutabakatı diplomatik bir başarı olarak görse de, bunun sahada elde edilen askeri kazançları korumak için yeterli olmadığını düşünüyor. Devrim Muhafızları'nın üst düzey komutanlarından Tuğgeneral Hüseyin Selami, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, "Anlaşma, ABD'nin bölgedeki saldırganlığını sona erdirmek için bir araçtır, amaç değil" ifadelerini kullandı. Bu söylem, İran'ın müzakereleri bir taktik olarak gördüğünü ve stratejik hedeflerinden vazgeçmediğini ortaya koyuyor.
Özellikle Yemen'deki Husilere verilen askeri destek, İran'ın ABD karşısında elini güçlendiren bir faktör olarak öne çıkıyor. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyona karşı savaşan Husiler, İran'dan aldığı balistik füzeler ve insansız hava araçlarıyla bölgesel dengeleri değiştirdi. İranlı generaller, bu desteğin süreceğini ve ABD ile varılan mutabakatın Husilerin silahsızlandırılmasını içermediğini vurguluyor.
Bölgesel boyut ve ABD'nin pozisyonu
İran'ın ABD karşıtı retoriği tırmandırması, sadece nükleer müzakerelerle sınırlı kalmıyor. Suriye'de Beşşar Esed rejimine verilen destek, Irak'ta ABD güçlerine yönelik saldırıların artması ve Lübnan Hizbullah'ının İsrail'e karşı giderek daha agresif bir tutum takınması, Tahran'ın stratejik derinliğinin bir parçası. ABD'nin bölgeden çekilme sinyalleri vermesi, İran'ın elini güçlendirirken, generallerin daha cesur açıklamalar yapmasına zemin hazırlıyor.
Diğer yandan, müzakerelerde İran'ın talep ettiği yaptırımların kaldırılması konusunda henüz somut bir adım atılmamış olması, askeri kanadın şüpheciliğini besliyor. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'ın son açıklamalarında, "İran'la varılan anlaşma, ancak tüm yükümlülükler yerine getirildiğinde uygulanacaktır" demesi, Tahran'da rahatsızlık yaratmış durumda. Generaller, anlaşmanın kağıt üzerinde kaldığını ve sahadaki gerçeklerin değişmediğini savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın ABD ile gerilimi tırmandırması, Türkiye'yi doğrudan etkileyebilecek bir bölgesel dinamiğe işaret ediyor. İran'ın artan nüfuzu, özellikle Irak ve Suriye'de Türkiye'nin güvenlik çıkarlarıyla çatışma potansiyeli taşıyor. PKK'nın İran bağlantılı kollarının faaliyetleri ve İran'ın Suriye'deki varlığı, Ankara için hassas konular arasında. Öte yandan, İran'ın ABD ile müzakereleri sürdürmesi, yaptırımların hafiflemesi durumunda Türkiye-İran ticaretine olumlu yansıyabilir. Enerji ithalatında İran'a bağımlı olan Türkiye, bu gelişmeyi yakından takip ediyor. Ancak generallerin sert söylemi, istikrarsızlığı körükleyerek Türkiye'nin bölgesel hesaplarını zorlaştırabilir.