İran İslam Devrimi'nin üzerinden 45 yıl geçmesine rağmen, ülkedeki rejim ile toplum arasındaki gerilim dinmek bilmiyor. Son yayımlanan üç kitap, bu karmaşık ilişkiyi farklı açılardan ele alarak devrimin günümüze uzanan mirasını sorguluyor. Kapsamlı bir tarih çalışmasından daha dar ve kişisel anlatılara uzanan bu eserler, İran'da devlet ve halk arasındaki kırılgan bağı ve süregelen çatışmaları gözler önüne seriyor.
Devrimin Vaadi ve Hayal Kırıklığı
1979'da Şah Muhammed Rıza Pehlevi'nin devrilmesiyle sonuçlanan İran Devrimi, başlangıçta özgürlük, adalet ve bağımsızlık vaat ediyordu. Ancak Humeyni liderliğindeki İslamcı rejim, kısa sürede otoriter bir yapıya büründü. Kitaplardan biri, devrimin ilk yıllarından günümüze kadar olan süreci geniş bir perspektifle ele alıyor. Yazar, devrimin ideallerinin nasıl bir baskı rejimine dönüştüğünü, siyasi muhalefetin bastırılmasını, kadın haklarındaki gerilemeyi ve ekonomik krizleri detaylandırıyor.
İkinci kitap, bu tarihsel süreci daha kişisel bir anlatımla sunuyor. Devrimden hemen sonra doğmuş bir İranlının gözünden, büyüme çağında rejimin günlük hayata müdahalesi, zorunlu başörtüsü uygulaması, din dersleri ve savaş propagandası anlatılıyor. Bu anlatı, büyük tarihsel olayların sıradan insanların hayatlarındaki yansımalarını gösteriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Üçüncü kitap ise İran'ın bölgesel politikalarına odaklanıyor. Devrimden sonra ihraç edilmeye çalışılan devrim ideolojisi, İran'ın Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen'deki nüfuz mücadelesinin temelini oluşturdu. Yazar, bu politikaların bölgedeki mezhepsel gerilimleri nasıl derinleştirdiğini ve İran'ın uluslararası izolasyonuna yol açtığını inceliyor. ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları ve nükleer anlaşmanın akıbeti de kitabın önemli başlıkları arasında.
Özellikle 2022'de Mahsa Amini'nin ölümüyle başlayan protestolar, rejimin kırılganlığını bir kez daha ortaya koydu. Üç kitap da bu protestoların neden sadece kadın hakları değil, rejimin tüm yapısına yönelik bir başkaldırı olduğunu vurguluyor. Yazar, genç neslin 1979 devrimi vaatlerine sırt çevirdiğini ve daha laik, özgürlükçü bir toplum talebinde olduğunu belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'daki rejim-toplum gerilimi, Türkiye için hem tehdit hem de fırsatlar barındırıyor. İran'da olası bir rejim değişikliği veya iç çatışma, Türkiye'nin güneydoğu sınırında istikrarsızlık yaratabilir ve mülteci akınını tetikleyebilir. Ayrıca İran'ın bölgesel nüfuzunun zayıflaması, Türkiye'nin Irak ve Suriye'deki manevra alanını genişletebilir. Öte yandan, İran'daki protesto hareketlerinin Türkiye'deki muhalif kesimlere ilham vermesi, Ankara için güvenlik endişesi oluşturabilir. Ekonomik açıdan ise İran'a yönelik yaptırımların devamı, Türkiye-İran ticaretini (doğalgaz, altın, tüketim malları) doğrudan etkilemektedir. Türkiye, bu hassas dengede diplomatik esnekliğini korumak zorundadır.