Suudi Arabistan'ın güney bölgelerinde Salı günü düzenlenen saldırılarda 70'ten fazla kişi yaralandı ve birden fazla petrol tesisi ile kamu hizmeti binasında yangın çıktı. Saldırıları Yemen'deki Husi isyancıları üstlendi. Yetkililerin açıklamasına göre, bu saldırı ABD'nin önemli müttefiki Suudi Arabistan ile İran destekli isyancılar arasındaki yeniden alevlenen çatışmada önemli bir tırmanma anlamına geliyor.
Saldırıların arka planı ve hedefleri
Yemen'in kuzeyinde kontrolü elinde bulunduran Husi hareketi, Suudi Arabistan'ın güneyindeki Cizan ve Necran bölgelerinde bulunan petrol rafinerileri, doğal gaz tesisleri ve elektrik santrallerini hedef aldı. Husilere ait askeri sözcü Yahya Sari, yaptığı açıklamada saldırıların insansız hava araçları (İHA) ve balistik füzelerle gerçekleştirildiğini, hedeflerin Suudi ekonomisine darbe vurmayı amaçladığını belirtti. Suudi yetkililer ise saldırıların sivil altyapıyı vurduğunu ve aralarında kadınlar ile çocukların da bulunduğu çok sayıda yaralı olduğunu duyurdu. İlk belirlemelere göre, yangınlar kontrol altına alınmaya çalışılırken tesislerde maddi hasar meydana geldi. Suudi Arabistan'ın petrol üretim kapasitesinin önemli bir kısmını oluşturan bu bölgedeki tesislerin vurulması, küresel enerji piyasalarında arz güvenliği endişelerini artırdı.
Bu saldırı, Yemen iç savaşının başlangıcından bu yana Husi güçlerinin Suudi topraklarına yönelik en kapsamlı operasyonlarından biri olarak kayda geçti. 2015 yılından bu yana Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon, Yemen'deki Husi kontrolündeki bölgelere askeri müdahalelerde bulunuyor. Ancak son aylarda Husiler, Suudi Arabistan'ın güney sınır bölgelerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırmış durumda. Salı günkü saldırılar, bölgede ateşkes çabalarının başarısız olmasının ardından geldi. Birleşmiş Milletler ve uluslararası aktörler, Yemen'de kalıcı bir ateşkes sağlanması için çeşitli girişimlerde bulunmuş, ancak taraflar arasındaki güven bunalımı ve dış müdahaleler nedeniyle bu çabalar sonuçsuz kalmıştı.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Husi saldırılarının arkasında İran'ın askeri ve lojistik desteğinin bulunduğu uluslararası kamuoyunda yaygın bir kabul görmekte. İran, Husilere balistik füze ve İHA teknolojisi sağlamakla suçlanıyor; Tahran bu iddiaları reddetse de, saldırılarda kullanılan silahların teknik özellikleri İran yapımı sistemlerle benzerlik gösteriyor. Bu durum, Suudi Arabistan ile İran arasındaki vekalet savaşının bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Ayrıca, ABD'nin Suudi Arabistan'a verdiği güvenlik desteği ve bölgedeki askeri varlığı, saldırıların hedef aldığı ülkenin stratejik önemini ortaya koyuyor. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, saldırılar kınanmış ve İran'ın bölgedeki yıkıcı faaliyetlerine dikkat çekilmişti.
Küresel petrol piyasaları, saldırı haberinin ardından dalgalandı. Brent petrol fiyatları, Orta Doğu'da artan jeopolitik riskler nedeniyle yüzde 2'ye varan oranda yükseldi. Suudi Arabistan'ın dünya petrol arzındaki payı göz önüne alındığında, tesislerdeki hasarın üretimi ne ölçüde etkileyeceği merak konusu. Suudi yetkililer, üretimde ciddi bir kesinti olmadığını savunsa da, uzmanlar altyapıya verilen zararın onarımının zaman alabileceğini belirtiyor. Öte yandan, saldırılar Yemen'deki insani krizi daha da derinleştirebilir. Milyonlarca insanın açlık ve hastalıkla mücadele ettiği ülkede, tarafların karşılıklı saldırıları barış umutlarını zayıflatıyor.
Uluslararası toplum, taraflara itidal çağrısı yaparken, Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths, saldırıların sivil halk üzerindeki yıkıcı etkisine dikkat çekerek diyalog çağrısını yineledi. Ancak Husiler, Suudi Arabistan'ın Yemen'e yönelik müdahaleleri durmadıkça saldırıların süreceğini açıkladı. Bu durum, bölgede daha geniş çaplı bir çatışmanın kapıda olduğu endişesini güçlendiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Suudi Arabistan ile İran arasındaki vekalet savaşının Orta Doğu'daki istikrarı bozmasından endişe duyuyor. Enerji ithalatında dışa bağımlı olan Türkiye için petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar doğrudan ekonomik risk oluşturuyor. Ayrıca, Yemen'deki çatışmaların Kızıldeniz ve Bab-el Mendeb Boğazı'ndaki deniz ticaretini tehdit etmesi, Türkiye'nin bölgesel ticaret yolları için stratejik bir kaygı. Türkiye, İran ile Suudi Arabistan arasında denge politikası izlerken, Husilerin saldırılarının Suudi topraklarına yönelmesi, Ankara'nın Riyad ile savunma işbirliğini güçlendirmesine yol açabilir. Öte yandan, Türkiye'nin Yemen'deki insani krize yönelik yardım çabaları, bölgesel barış için diplomatik girişimlerini sürdürmesini gerektiriyor.