İran'ın onlarca yıldır sürdürdüğü güvenlik stratejisi, İsrail ile yaşanan ve bölgeye yayılan savaşta ağır darbe aldı. Tahran'ın Lübnan'daki Hizbullah, Gazze'deki Hamas ve Yemen'deki Husi milisleri üzerinden yürüttüğü vekalet savaşı modeli, İsrail'in yoğun askeri operasyonları sonucu işlevsiz hale geldi. Uzmanlara göre, İran'ın “ileri savunma” doktrini artık geri döndürülemez biçimde zayıfladı.
Vekil Ağının Çöküşü
İran, 1980'lerden bu yana Lübnan, Suriye, Irak, Yemen ve Filistin'de çeşitli silahlı grupları destekleyerek İsrail'e karşı bir baskı kuşağı oluşturmuştu. Bu strateji, Tahran'a doğrudan savaşa girmeden düşmanlarına zarar verme ve caydırıcılık sağlama imkânı tanıyordu. Ancak 7 Ekim 2023'ten sonra başlayan İsrail-Hamas savaşı ve ardından İsrail'in Lübnan'a yönelik kara operasyonu, Hizbullah'ın üst düzey komuta kademesine ağır kayıplar verdirdi. Hizbullah lideri Hasan Nasrallah'ın Eylül 2024'te öldürülmesi, İran'ın vekil ağının belkemiğini kırdı.
İsrail ayrıca Suriye'de İran Devrim Muhafızları'na bağlı hedefleri vurdu, Irak ve Suriye'deki milis üslerini bombaladı. Yemen'deki Husi saldırılarına karşı ABD ve İngiltere ortak operasyonlar düzenledi. Bu çok cepheli baskı, İran'ın bölgesel nüfuz projeksiyonunu felç etti. Tahran'ın vekilleri arasındaki koordinasyon zayıfladı, silah ve mühimmat ikmali kesintiye uğradı.
İran'ın Askeri ve Stratejik Açmazı
İran, doğrudan bir misilleme olarak Nisan 2024'te İsrail'e yüzlerce füze ve insansız hava aracı fırlattı. Ancak bu saldırı, İsrail ve müttefiklerinin hava savunma sistemleri tarafından büyük ölçüde püskürtüldü. Ekim 2024'teki ikinci İran saldırısı da benzer şekilde başarısız oldu. Bu gelişmeler, İran'ın konvansiyonel askeri kapasitesinin İsrail ve ABD karşısında yetersiz olduğunu gösterdi. Tahran, caydırıcılık için dayandığı füze gücünün ve vekil ağının artık güvenilir olmadığını gördü.
İran'ın nükleer programı da uluslararası baskı altında. 2015 nükleer anlaşmasının (JCPOA) ardından ABD'nin 2018'de anlaşmadan çekilmesi ve yaptırımları geri getirmesi, İran ekonomisini sarstı. Tahran, uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 60'a kadar çıkardı, ancak nükleer silaha geçiş yapıp yapmayacağı belirsiz. İsrail'in İran nükleer tesislerine yönelik olası saldırı tehdidi, Tahran'ın elini zayıflatıyor.
Bölgesel Dengelerin Değişimi
İran'ın vekil stratejisinin çöküşü, Orta Doğu'da güç dengelerini değiştiriyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İran'ın zayıflamasından memnun. İsrail, bölgesel üstünlüğünü pekiştiriyor. Ancak bu durum yeni istikrarsızlıklara da yol açabilir: İran, kaybettiği nüfuzu geri kazanmak için daha agresif adımlar atabilir veya vekillerini kaybetmenin verdiği çaresizlikle doğrudan çatışmaya girebilir. Ayrıca, İran'ın zayıflaması, bölgede radikal grupların kontrolsüz kalmasına ve yeni güç boşluklarına neden olabilir.
ABD, İsrail'in en büyük müttefiki olarak bölgede askeri varlığını sürdürüyor. Ancak Washington, İran ile doğrudan savaşa girmekten kaçınıyor. Rusya ve Çin, İran ile ilişkilerini dengede tutmaya çalışıyor. Moskova, Suriye'deki üslerini korumak için İran ile iş birliğini sürdürüyor; Pekin ise İran petrolüne olan bağımlılığını azaltmaya çalışıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın vekil stratejisinin çöküşü, Türkiye için hem fırsat hem de risk anlamına geliyor. Türkiye, uzun süredir İran'ın bölgesel yayılmacılığından rahatsız. İran'ın zayıflaması, Türkiye'nin Suriye ve Irak'ta daha rahat hareket etmesini sağlayabilir; PKK/YPG ile mücadelede İran destekli milislerin azalması olumlu. Ancak İran'ın çöküşü, bölgede mezhepsel çatışmaları derinleştirebilir ve mülteci akınını tetikleyebilir. Ayrıca, İran'ın zayıflaması, Türkiye'nin enerji ithalatında çeşitlilik ihtiyacını artırıyor. Türkiye, İran ile diplomatik kanalları açık tutarak istikrarı korumaya çalışmalı.