Geçtiğimiz hafta ABD ile İran arasında varılan ve dört aylık gerilimi sona erdirmeyi hedefleyen anlaşmanın hemen ardından, iki ülke arasındaki barış sürecinin ne kadar kırılgan olduğunu gösteren ilk çatlaklar ortaya çıkmaya başladı. İran'ın, Basra Körfezi'ndeki stratejik Hürmüz Boğazı'ndan geçen tankerlerden geçiş ücreti alma planını yeniden gündeme getirmesi ve ABD'nin İran'ın dondurulmuş varlıklarını serbest bırakma konusundaki tereddütü, anlaşmanın uygulanmasındaki en somut engeller olarak dikkat çekiyor. Uzmanlar, bu iki konunun barışın devamı için belirleyici olacağını vurguluyor.
Anlaşmanın kırılgan zemini: Hürmüz gerilimi yeniden tırmanıyor
ABD ve İran arasında varılan ateşkes ve masrafların karşılanmasına yönelik görüşmeler sürerken, İran yönetimi ekonomik sıkışıklığını gerekçe göstererek Hürmüz Boğazı'ndan geçen tüm ticari gemilerden geçiş ücreti alınması için hazırlıklara başladı. Tahran yönetimi, bu adımın uluslararası deniz hukukuna aykırı olmadığını savunurken, ABD ve müttefikleri bu girişimi 'uluslararası su yollarının militarizasyonu' olarak nitelendirdi.
Beşinci Filo'nun yakın izlemesi altında bulunan bölgede, İran Devrim Muhafızları'na bağlı deniz kuvvetlerinin son haftalarda keşif amaçlı manevralarını artırdığı bildiriliyor. Petrol tankerleri ve LNG gemileri için hayati önem taşıyan bu su yolunda olası bir kriz, küresel enerji piyasalarını doğrudan etkileyebilir. Uzmanlara göre, İran'ın bu hamlesi hem ekonomik baskıyı hafifletmek hem de müzakere masasında elini güçlendirmek için atılmış bir adım olarak okunuyor.
ABD tarafı ise anlaşmanın bir parçası olarak İran'a ait olduğu belirtilen ve çeşitli ülkelerde dondurulmuş durumda bulunan 6 milyar dolarlık varlığın serbest bırakılması konusunda henüz net bir takvim açıklamadı. Washington yönetimi, bu fonların insani yardım amaçlı kullanılması şartını koşarken, İran yönetimi bu fonlar üzerinde herhangi bir kısıtlama olmaksızın tasarruf hakkı talep ediyor.
Bölgesel güç dengeleri ve küresel yansımalar
Ortadoğu'da yeni bir denklem arayışının sürdüğü bu dönemde, Hürmüz krizi ve dondurulan fonlar meselesi sadece ABD-İran ilişkilerini değil, bölgedeki diğer aktörlerin pozisyonlarını da etkiliyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İran'ın deniz ticaretini tehdit eden bir adım atması durumunda kendi güvenlik önlemlerini devreye sokma sinyali veriyor. Öte yandan Çin ve Hindistan gibi enerji ithalatçısı ülkeler, boğazın güvenliğinin sağlanması için uluslararası bir deniz gücünün oluşturulması çağrısında bulunuyor.
Analistler, ABD'nin İran'a yönelik yaptırım politikasının tamamen terk edilmediğini, aksine anlaşma ile birlikte yeni bir aşamaya geçildiğini belirtiyor. Dondurulan fonların serbest bırakılması, İran ekonomisi için kısa vadeli bir rahatlama sağlasa da, uzun vadede ABD'nin İran'ın nükleer programı ve bölgesel faaliyetlerine yönelik endişelerinin devam ettiği görülüyor.
Bu süreçte Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler'in arabuluculuk çabaları da hız kazandı. Özellikle Fransa ve Almanya, tarafları diyalog ve kademeli güven artırıcı önlemlere teşvik etmeye çalışıyor. Ancak İran'ın Hürmüz konusundaki ısrarlı tutumu ve ABD'nin Kongre'deki şahin kanadının anlaşmaya yönelik eleştirileri, sürecin ne kadar kırılgan olduğunu ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bölümünü ithal eden bir ülke olarak Hürmüz Boğazı'nın güvenliğine doğrudan bağımlıdır. Olası bir geçiş ücreti krizi veya boğazın kapatılması, Türkiye'nin enerji maliyetlerini artıracak ve cari açığı olumsuz etkileyecektir. Ayrıca Türkiye, İran'la hem enerji hem de ticaret alanında önemli ilişkilere sahiptir; dondurulan fonların serbest bırakılması, Türk-İran ticaretini canlandırabilir. Öte yandan, ABD ile İran arasındaki bu gerilim, Türkiye'nin bölgedeki arabuluculuk rolünü test edebilir. Türkiye, her iki tarafla da diyaloğunu sürdürerek hem enerji güvenliğini korumak hem de bölgesel istikrara katkıda bulunmak için dengeli bir politika izlemek zorundadır.