Birleşmiş Milletler, Hürmüz Boğazı'nda mahsur kalan yaklaşık 11 bin denizcinin tahliyesine başladı. ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a yönelik ortak askeri harekâtı sonrası Tahran yönetiminin stratejik su yolunu fiilen kapatması, binlerce denizcinin bölgede mahsur kalmasına neden oldu. BM'nin acil yardım çağrısı üzerine başlatılan tahliye operasyonu, uluslararası insani yardım kuruluşlarının da desteğiyle yürütülüyor.
Gelişmenin arka planı: Savaşın boğduğu denizciler
ABD ve İsrail'in İran'a karşı başlattığı harekât, bölgedeki deniz ticaretini felç etti. Hürmüz Boğazı, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği kritik bir geçit. İran'ın boğazı kapatması, sadece bölgedeki gemileri değil, aynı zamanda küresel enerji piyasalarını da altüst etti. Çoğunluğu ticari gemilerde ve petrol tankerlerinde görev yapan denizciler, haftalardır limana yanaşamadan açık denizde bekliyor. Gıda, su ve tıbbi malzeme sıkıntısı çeken denizciler için BM, acil bir tahliye planı devreye soktu.
Tahliye operasyonu, Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin kıyılarından yapılıyor. BM Dünya Gıda Programı ve Uluslararası Denizcilik Örgütü koordinasyonunda yürütülen çalışmalarda, denizciler önce güvenli limanlara, ardından uçaklarla kendi ülkelerine gönderiliyor. Ancak sürecin haftalar sürebileceği belirtiliyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Enerji krizi ve jeopolitik dengeler
Hürmüz Boğazı'nın kapanması, küresel petrol fiyatlarında rekor artışa yol açtı. Brent petrol varil fiyatı 150 doların üzerine çıkarken, ABD ve Avrupa stratejik rezervlerini kullanmaya başladı. Suudi Arabistan ve BAE gibi bölge ülkeleri, alternatif nakliye yolları geliştirmeye çalışıyor, ancak boğazın yerini tutacak bir güzergâh bulunmuyor. İran'ın bu hamlesi, sadece askeri değil, ekonomik bir savaş stratejisinin parçası olarak görülüyor. Uzmanlar, bu ablukanın uzun sürmesi halinde küresel resesyon riskinin arttığına dikkat çekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hürmüz Boğazı'nın kapanması, Türkiye'nin enerji ithalatını doğrudan etkilemektedir. Türkiye, petrol ve doğalgaz ihtiyacının önemli bir kısmını bu güzergâhtan karşılamaktadır. Artan enerji fiyatları, Türkiye'nin cari açığını büyütebilir ve enflasyonist baskıları artırabilir. Ayrıca, bölgede yaşanan çatışma, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji politikalarını da etkileyebilir. Türkiye'nin, hem insani yardım çabalarına katkı sağlaması hem de enerji arz güvenliği için alternatif koridorlar geliştirmesi muhtemeldir. Bu kriz, Türk dış politikasında denge arayışını daha da önemli hale getirmiştir.