Hürmüz Boğazı'nda gerilim tırmanıyor. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birine ev sahipliği yapan bu stratejik su yolunda, iki savaşan taraf arasında kalan 11 bin denizci, gemilerinde mahsur durumda. ABD ile İran arasında devam eden diplomatik görüşmelere rağmen, tarafların gemilere çelişkili talimatlar vermesi, bölgedeki ticari seyrüseferi adeta bir labirente dönüştürdü. Özellikle 'Koruyucu Melek' (Guardian Angel) olarak adlandırılan yeni bir rota, gemilerin güvenli geçişi için umut vaat ediyor ancak diplomatik ve lojistik engellerle karşı karşıya.
Gelişmenin arka planı
İngiltere merkezli güvenlik firması Ambrey Analytics'in raporuna göre, son haftalarda Hürmüz Boğazı'nda ticari gemilere yönelik en az altı saldırı gerçekleşti. Saldırılarda, İran Devrim Muhafızları'na bağlı botların ve ABD donanmasına ait helikopterlerin yer aldığı belirtiliyor. İlk silahlı temas, bir ABD savaş gemisinin İran botlarını uzaklaştırmak için uyarı ateşi açmasıyla başladı. Ardından, İran yanlısı grupların İsrail bağlantılı olduğu iddia edilen bir kargo gemisine düzenlediği insansız hava aracı saldırısı, gerilimi daha da artırdı. Olaylar, Körfez'in en dar noktası olan ve Umman ile İran arasında sıkışan bu su yolunun, jeopolitik rekabetin bir kez daha odağı haline geldiğini gösteriyor.
ABD Merkez Kuvvetleri Komutanlığı (CENTCOM), bölgedeki ticari gemilere 'Koruyucu Melek' olarak adlandırılan bir güvenlik rotası oluşturduklarını duyurdu. Bu rota, ABD savaş gemilerinin eşlik ettiği konvoylar halinde seyretmeyi ve belirli zaman dilimlerinde geçiş yapmayı öngörüyor. Ancak İran yönetimi, bu rotayı 'bölgesel egemenliğe saygısızlık' olarak nitelendirerek kendi kontrolündeki rotaları kullanmaları konusunda gemilere baskı yapıyor. İran, özellikle kendi kıyılarına yakın suları 'güvenli bölge' ilan ederken, ABD donanmasının varlığını 'provokasyon' olarak nitelendiriyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Hürmüz Boğazı'nın kapatılması veya ciddi şekilde aksaması, küresel enerji piyasalarında paniğe yol açabilir. Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt, BAE ve Katar gibi ülkelerin petrol ihracatının büyük kısmı bu boğazdan geçiyor. İran, geçmişte de boğazı kapatma tehdidinde bulunmuş ancak bu kez doğrudan askeri angajman yerine, ticari gemileri hedef alan asimetrik taktikler izliyor. Bu, uluslararası deniz hukuku açısından da ciddi sorunlar doğuruyor: Seyrüsefer serbestisi ilkesi ihlal edilirken, gemilerin güvenliği için alternatif yollar aranıyor.
Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne (UNCLOS) göre, transit geçiş hakkı kapsamında gemilerin durdurulamayacağı belirtilse de, İran bu ilkeyi tanımıyor. ABD ise CENTCOM aracılığıyla 'Birlikte Seyrüsefer' (Combined Maritime Forces) adlı bir deniz gücü konuşlandırdı. Ancak bu gücün etkinliği sorgulanıyor; zira 11 bin mürettebatın bulunduğu yaklaşık 500 gemi, şu anda bölgede mahsur durumda. Pek çok gemi, hangi otoriteyi dinleyeceğini bilemez halde. Bazı kaptanlar, İran kıyılarına yakın seyrederek yerel yetkililerle anlaşmayı tercih ederken, diğerleri ABD refakatini bekliyor. Bu belirsizlik, gecikmelere ve ek maliyetlere yol açıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ithalatının önemli bir kısmını Körfez ülkelerinden sağladığı için Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim doğrudan ekonomik etki yaratabilir. Petrol fiyatlarındaki olası artış, Türkiye'nin cari açığını büyütebilir ve akaryakıt fiyatlarına yansıyabilir. Ayrıca, Türkiye'nin deniz ticaret filosunun bölgedeki gemileri varsa, bunların güvenliği risk altında. Diplomatik düzeyde ise Ankara, hem ABD hem de İran ile ilişkilerini dengelemek zorunda. Türkiye, geçmişte İran'a yönelik yaptırımlara tam olarak uymamış ve bir ara ülke olmayı tercih etmişti; bu krizde de benzer bir denge politikası izlemesi bekleniyor. Ancak NATO üyesi olarak ABD'nin bölgedeki askeri varlığına mesafeli durması, İran'la ticari ilişkilerini koruması açısından önemli.