Hizbullah'ın Lübnan parlamentosundaki milletvekili İbrahim Musavi, örgütün ülkenin savunmasında devletin başarısız olduğu noktada devreye girdiğini belirtti. Musavi, yaptığı açıklamada, Lübnan devletinin diplomatik girişimler ve askeri kapasite bakımından yetersiz kaldığı bir ortamda Hizbullah'ın 'direniş ekseni' olarak ülkeyi koruma görevini üstlendiğini ifade etti. Bu sözler, özellikle İsrail ile süregelen gerginlikler ve Lübnan'ın iç siyasi krizinin derinleştiği bir dönemde geldi.
Gelişmenin Arka Planı
Lübnan, yıllardır süren ekonomik çöküş, siyasi istikrarsızlık ve kurumsal zafiyetle boğuşuyor. Devlet kurumlarının işlevsizliği, Hizbullah gibi silahlı grupların devlet dışı aktörler olarak etkinliğini artırdı. Musavi, 'Lübnan devleti diplomatik kanalları kullanmış ancak başarısız olmuştur. Direniş, bu boşluğu doldurarak halkın güvenliğini sağlamıştır' dedi. Hizbullah, 2000 yılında İsrail'in Güney Lübnan'dan çekilmesinde ve 2006 savaşında önemli rol oynamıştı. O tarihten bu yana örgüt, askeri kanadını korurken siyasi alanda da etkili bir aktör haline geldi.
Musavi'nin açıklamaları, Hizbullah'ın meşruiyetini savunma amaçlı bir 'direniş' olarak tanımlamasını pekiştiriyor. Örgüt, Lübnan devleti tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılmamakla birlikte, ABD ve birçok Batılı ülke tarafından terör listesinde yer alıyor. Lübnan'da son yıllarda yaşanan siyasi tıkanıklık, hükümet kurma krizleri ve 2020 Beyrut patlaması, devletin zafiyetini bir kez daha gözler önüne serdi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hizbullah, İran tarafından desteklenen bölgesel bir güç olarak, Suriye iç savaşından Yemen'deki Husilere kadar birçok çatışmada yer aldı. İsrail, Hizbullah'ı kuzey sınırındaki en büyük tehdit olarak görüyor. İran'ın Lübnan üzerindeki etkisi, Suudi Arabistan gibi bölgesel rakiplerini de endişelendiriyor. Musavi'nin sözleri, Hizbullah'ın kendisini sadece bir Lübnan aktörü olarak değil, bölgesel bir direniş hareketi olarak konumlandırdığını gösteriyor.
Öte yandan, uluslararası toplum Lübnan'ın egemenliğinin zayıflamasından endişe ediyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararı, Hizbullah'ın silahsızlandırılmasını öngörse de, bu karar hiçbir zaman tam olarak uygulanmadı. Son dönemde İsrail-Lübnan deniz sınırı anlaşmazlığı ve Gazze'deki çatışmalar, Hizbullah'ın askeri kapasitesinin bölgesel dengeleri nasıl etkileyebileceğini bir kez daha hatırlattı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hizbullah'ın Lübnan'daki etkinliği, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki çıkarlarını doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, Lübnan'ın egemenliğini ve siyasi istikrarını desteklerken, İran destekli bu yapının güçlenmesi bölgesel dengeleri değiştirebilir. Özellikle Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının paylaşımı ve İsrail ile ilişkiler bağlamında, Hizbullah'ın varlığı Türkiye için bir güvenlik riski oluşturuyor. Ayrıca, Lübnan'daki siyasi krizin derinleşmesi, Türkiye'ye sığınan Suriyeli mülteciler üzerinde ek bir baskı yaratabilir. Türkiye'nin, Lübnan'da devlet otoritesini güçlendirecek diplomatik girişimleri desteklemesi ve bölgesel istikrarı teşvik etmesi stratejik bir öneme sahiptir.