Küresel yönetişimin mevcut araçları —Birleşmiş Milletler, G7, G20— giderek daha fazla tıkanırken, eski merkez bankacısı Mark Carney ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, uluslararası sorunların çözümü için alışılmışın dışında bir yaklaşım öneriyor: geçici koalisyonlar. Yayımladıkları ortak makalede, 'ne hayalperest çoktaraflılık ne de soğuk realpolitik işe yarıyor' diyen iki isim, esnek ama etkili bir üçüncü yol olduğunu savunuyor. Bu model, belirli bir sorun etrafında bir araya gelen, somut hedeflerle çalışan ve çözüm sağlandığında dağılan devletler ve sivil toplum aktörlerinden oluşuyor.
Geçici Koalisyonlar Modelinin Temel İlkeleri
Carney ve Stubb, mevcut çoktaraflı kurumların yavaşlığına ve hantallığına dikkat çekiyor. Özellikle iklim değişikliği, pandemi hazırlığı ve dijital dönüşüm gibi sınır aşan konularda 193 ülkenin mutabakatını beklemek, genellikle en düşük ortak paydada sıkışıp kalmaya yol açıyor. Geçici koalisyonlar ise, konuda istekli ülkelerin, özel sektörün ve STK'ların hızlıca bir araya gelmesine olanak tanıyor. Örneğin COVID-19 aşılarının adil dağıtımı için oluşturulan COVAX mekanizması, tam da bu modelin kısmen başarılı bir örneği olarak gösteriliyor. Yazarlar, 'bu tür gruplar, büyük mutabakatlar beklemekten daha hızlı sonuç üretebilir' diyor. Ancak eleştirmenler, bu modelin küresel eşitsizlikleri derinleştirebileceğini, güçlü ülkelerin kendi çıkarlarına göre koalisyonlar kuracağını savunuyor.
Küresel Sisteme Etkisi: Kırılganlıklar ve Fırsatlar
Geçici koalisyonlar fikri, aslında uluslararası ilişkiler literatüründe yeni değil. Ancak Carney ve Stubb, Rusya-Ukrayna savaşı sonrası yaptırım koalisyonlarının başarısına atıf yaparak, bu yaklaşımın güncelliğini vurguluyor. Batılı ülkelerin oluşturduğu yaptırım koalisyonu, kısa sürede geniş bir katılım sağlamış ve etkili olmuştu. Benzer şekilde, iklim finansmanı, yapay zeka düzenlemesi gibi konularda da 'istediği kadar üye' ile başlayan girişimlerin, zamanla daha geniş destek bulabileceği belirtiliyor. Ancak asıl soru, Çin ve Hindistan gibi büyük güçlerin bu tür koalisyonların dışında kalması durumunda çözümün ne kadar sürdürülebilir olacağı. Model, evrensel normlar yerine parçalı bir düzen yaratma riski de taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, son yıllarda dış politikasını çok boyutlu ve pragmatik bir zemine oturtmaya çalışırken, geçici koalisyonlar modeli Ankara için belirli avantajlar sunabilir. Örneğin, Karadeniz Tahıl Koridoru gibi inisiyatifler, Türkiye’nin arabuluculuk rolünü öne çıkardığı ve somut sonuç alınan geçici bir koalisyon örneğidir. Bu model, Türkiye’nin esnek ittifaklar kurma ve kriz yönetimindeki deneyimini uluslararası alanda daha etkin kullanmasına imkan tanıyabilir. Ancak Ankara, bu tür koalisyonların Batı merkezli dayatmalara dönüşmesi halinde dikkatli olmalıdır. Özellikle Doğu Akdeniz enerji kaynakları, Suriye’nin yeniden imarı ve Afrika’daki nüfuz mücadelesi gibi konularda Türkiye, kendi çıkarlarını koruyan geçici koalisyonlarda aktif rol alabilir. Küresel sistemin dönüşümünde etkin bir oyuncu olmak için bu esnekliği stratejik bir araç olarak kullanmak, Türkiye’nin önünü açabilir.