Yaklaşık 1.300 İsrailli yerleşimci, sabah erken saatlerde Kudüs'teki Mescid-i Aksa Külliyesi'ne baskın düzenledi. Olay, işgal altındaki Doğu Kudüs'te tansiyonu yeniden tırmandırdı. Görgü tanıkları, İsrail polisi korumasında hareket eden yerleşimcilerin Harem-i Şerif bölgesine girdiğini, bazı grupların ise külliyenin içinde dini ritüeller gerçekleştirdiğini aktardı. Mescid-i Aksa'nın statüsünü korumaya çalışan Ürdün Vakfı (Evkaf) yetkilileri, bu tür izinsiz girişlerin bölgedeki hassas dengeleri bozduğunu vurguluyor.
Baskının Arka Planı
Söz konusu baskın, Yahudi bayramı Sukkot (Çardak Bayramı) sırasında yaşanan benzer olayların bir devamı niteliğinde. Her yıl olduğu gibi bu yıl da binlerce yerleşimci, bayram boyunca Mescid-i Aksa'yı ziyaret etmek için harekete geçti. Ancak bu yılki katılımın geçmiş yıllara göre belirgin şekilde yüksek olması dikkat çekiyor. İsrail polisi, güvenlik gerekçesiyle bölgede olağanüstü önlemler alırken, Filistinli yetkililer bu durumu 'provokasyon' olarak nitelendiriyor. Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) sözcüsü, baskının uluslararası hukuku ihlal ettiğini belirterek Birleşmiş Milletler ve Arap Birliği'ni müdahaleye çağırdı.
Mescid-i Aksa, Müslümanlar için Harem-i Şerif'in parçası olarak kutsal kabul edilirken aynı zamanda Yahudiler için de Tapınak Tepesi olarak dini öneme sahip. Bu statü, bölgeyi İsrail-Filistin çatışmasının en hassas noktalarından biri haline getiriyor. 1967 Arap-İsrail Savaşı'ndan bu yana İsrail'in fiili kontrolü altında olan külliyede, Müslümanların ibadet özgürlüğü sık sık kısıtlanıyor. Özellikle Ramazan ve dini bayramlarda yaşanan gerginlikler, zaman zaman silahlı çatışmalara dönüşüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Yaşananlar sadece Kudüs'le sınırlı kalmıyor; bölgesel ve küresel aktörlerin tepkisini çekiyor. Ürdün Dışişleri Bakanlığı, baskını kınayarak bu tür eylemlerin barış sürecine zarar verdiğini bildirdi. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri de benzer açıklamalarla İsrail'e çağrıda bulundu. Avrupa Birliği, statüko korunmadığı takdirde şiddetin artabileceği uyarısında bulundu. ABD Dışişleri Bakanlığı ise her iki tarafa da itidal çağrısı yaparak gerilimin düşürülmesini istedi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde konunun ele alınması beklenirken, Filistin yönetimi uluslararası toplumdan somut adımlar talep ediyor.
Baskın, aynı zamanda İsrail'in aşırı sağcı koalisyon hükümetinin politikalarıyla da yakından ilişkili. Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir gibi isimlerin yerleşimci hareketini destekleyici söylemleri, bu tür eylemleri teşvik ediyor. Uzmanlar, hükümetin yargı reformu ve Batı Şeria'daki yasa dışı yerleşim birimlerini genişletme çabalarıyla birlikte, Kudüs'teki statükoyu değiştirmeye yönelik adımlar attığını belirtiyor. Bu durum, bölgede kalıcı bir barışın önünde engel olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, uzun süredir Mescid-i Aksa'nın statüsünün korunması ve Filistin davasının desteklenmesi yönünde net bir duruş sergiliyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan daha önceki baskınlarda İsrail'i sert bir dille eleştirmiş, Kudüs'ün Müslüman kimliğine vurgu yapmıştı. Bu son baskının da Türkiye tarafından kınanması ve diplomatik girişimlerde bulunulması bekleniyor. Özellikle İsrail'le son dönemde normalleşme sürecine rağmen, Ankara'nın Filistin konusundaki hassasiyeti değişmiyor. Bölgesel liderlik rolü oynayan Türkiye, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) gibi platformlarda harekete geçerek uluslararası kamuoyunun dikkatini çekebilir. Bu gelişme, Türkiye-İsrail ilişkilerinde kısa vadede bir gerilim yaratmasa da, Ortadoğu'daki kutuplaşmayı derinleştirebilecek bir potansiyele sahip.