ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ukrayna savaşının sona erdirilmesi için yürütülen diplomatik çabalar kapsamında Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile Filipinler'in başkenti Manila'da bir araya geldi. Görüşme, iki ülke arasında savaştan bu yana en üst düzey temaslardan biri olarak kayıtlara geçti. Rubio, Ukrayna'daki çatışmanın acilen durdurulması gerektiğini vurgularken, Lavrov'un basın mensuplarına karşı alaycı tavrı dikkat çekti. Rus bakan, gazetecilerin sorularını yanıtlarken sergilediği küçümseyici tutumla, Moskova'nın müzakerelere ne kadar istekli olduğu konusunda soru işaretleri yarattı.
Görüşmenin arka planı ve tarafların pozisyonları
Manila'da gerçekleşen yüz yüze görüşme, Rubio'nun Asya turu kapsamında planlandı. ABD'li bakan, Ukrayna'da acil ateşkes sağlanması ve Rus kuvvetlerinin işgal altındaki topraklardan çekilmesi çağrısında bulundu. Rubio, “Savaşın her gün binlerce insanın hayatına mal olduğu bir ortamda, diplomasiye şans vermek zorundayız” ifadelerini kullandı. Lavrov ise basın toplantısında, Ukrayna'nın tarafsızlığı ve Rusça konuşanların hakları gibi konularda “gerçekçi olmayan” talepler sunduğunu belirtti. Rus bakan, gazetecilerin ateşkes önerilerine yönelik sorularını “Bu kadar saf olmayın” sözleriyle karşıladı. Görüşmenin ardından yapılan ortak açıklamada iki tarafın da “fikir alışverişinde bulunduğu” ancak somut bir ilerleme kaydedilmediği bildirildi.
Uzmanlar, Lavrov'un alaycı tavrını Moskova'nın Washington'a duyduğu güvensizliğin bir yansıması olarak yorumluyor. Kremlin, ABD'nin Ukrayna'ya askeri yardımları sürdürürken “müzakere” çağrısı yapmasını ikiyüzlülük olarak nitelendiriyor. Öte yandan ABD, Çin ve Kuzey Kore ile yakınlaşan Rusya'nın bu hamlesinin, Moskova'nın uluslararası izolasyonunu kırmaya yönelik olduğunu savunuyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Asya-Pasifik'teki güç dengeleri
Manila zirvesi, sadece Ukrayna savaşı açısından değil, aynı zamanda Asya-Pasifik bölgesindeki güç dengeleri açısından da kritik öneme sahip. Filipinler, ABD'nin Çin'e karşı en önemli müttefiklerinden biri olarak öne çıkıyor. Rubio ve Lavrov'un görüşmesi, bölgede ABD-Rusya rekabetinin Ukrayna savaşına indirgenemeyeceğini gösterdi. Rusya, Asya-Pasifik'te Çin ile ittifakını derinleştirirken, ABD ise Filipinler, Japonya ve Avustralya ile dörtlü güvenlik diyaloğu (Quad) çerçevesinde işbirliğini sıkılaştırıyor. Analistler, Ukrayna savaşının bu bölgede de yeni kırılma hatları yarattığına dikkat çekiyor. Lavrov'un Manila'daki tavrı, Moskova'nın Batı'nın baskılarına rağmen küresel sahnede meydan okumaya devam edeceğinin bir işareti olarak yorumlandı.
Öte yandan bu görüşme, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği'nin de arabuluculuk çabalarına paralel bir girişim olarak değerlendiriliyor. ABD'nin doğrudan diyaloğu canlandırma çabası, Batılı müttefikler tarafından ihtiyatla karşılanırken, Kiev yönetimi Washington ile Moskova arasındaki herhangi bir anlaşmanın Ukrayna'nın rızası olmadan yapılmaması konusunda uyarıda bulundu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Rubio-Lavrov görüşmesi, Türkiye'nin Karadeniz tahıl koridoru ve esir takası gibi konularda oynadığı arabuluculuk rolünü bir kez daha hatırlatıyor. Ankara, hem Rusya hem de Ukrayna ile dengeli ilişkilerini sürdürerek bu tür müzakerelerde kendine yer bulmaya çalışıyor. Ancak ABD-Rusya arasındaki doğrudan diyaloğun artması, Türkiye'nin arabuluculuk rolünü zayıflatabilir. Öte yandan, savaşın sona ermesi halinde Türkiye'nin enerji ve ticaret alanında kazanımlar elde etme potansiyeli bulunuyor. Bölgesel istikrar, Türkiye'nin güvenliği açısından da kritik; savaşın uzaması, mülteci akınları ve terör riski gibi sorunları beraberinde getiriyor. Ankara'nın bu süreçte hem ABD hem de Rusya ile temasını sürdürmesi, kendi çıkarları açısından stratejik bir önem taşıyor.