Gazze Şeridi'nin sahil kesiminde bir çadırda yaşayan Filistinli anne İbtisam El-Helou, her gün şafak öncesi karanlıkta ailesine temiz su bulmak için yola çıkıyor. Akdeniz yalnızca birkaç adım ötede olsa da, içme, yemek pişirme ve temizlik için gereken tatlı su, Gazze şehir merkezine uzanan meşakkatli bir yolculuk anlamına geliyor. Bu günlük mücadele, 7 Ekim 2023'ten bu yana devam eden İsrail saldırıları ve ablukası nedeniyle bölgede hızla derinleşen insani ve sağlık krizini tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor.
Gelişmenin arka planı: Suya erişim çöküyor
İbtisam El-Helou, iki çocuğu ve eşiyle birlikte, sahilde kurdukları küçük bir çadırda yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Daha önce Gazze kentinin doğusunda bir evleri varken, İsrail'in yoğun bombardımanı nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalmışlar. Her sabah saat 04.00 civarında uyanan İbtisam, 15 litrelik bidonlarını alarak yürümeye başlıyor. Hedefi, şehrin ayakta kalan birkaç su kuyusundan biri. Yolculuk, çatışma bölgelerinden geçmeyi, enkaz yığınları arasında yol bulmayı ve bazen de İsrail askerlerinin kontrol noktalarını aşmayı gerektiriyor. Su kuyusuna ulaştığında ise sırada bekleyen onlarca kişiyle karşılaşıyor. Bir bidon suyu doldurmak bazen saatler alıyor.
Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) verilerine göre, Gazze'de kişi başına düşen günlük su miktarı 3 litreye kadar düştü. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) standartlarına göre bu miktar, hayatta kalmak için gereken minimumun (günde 7.5-15 litre) çok altında. Su şebekesinin büyük bölümü çatışmalar nedeniyle tahrip oldu; enerji yokluğu sebebiyle arıtma tesisleri çalışamıyor. Tuzlu deniz suyu ve kirlenmiş kuyu suları, cilt hastalıkları, ishal ve kolera gibi su kaynaklı hastalıkların yayılmasına neden oluyor. İbtisam, “Çocuklarım sürekli hasta. En büyük korkum, bir sabah birinin susuzluktan veya hastalıktan öldüğünü görmek” diyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Kuşatma altında bir halk
Gazze'deki su krizi, yalnızca bir çevre veya altyapı sorunu değil, aynı zamanda uluslararası insancıl hukukun ağır ihlallerini de gündeme getiriyor. İsrail'in Gazze'ye yönelik tam ablukası, insani yardım malzemelerinin bölgeye girişini neredeyse imkânsız hale getiriyor. Su arıtma kimyasalları, jeneratör yakıtı ve yedek parçalar, sivil halk için temel ihtiyaç maddeleri arasında yer almasına rağmen, İsrail tarafından “çifte kullanım” (askeri kullanım potansiyeli) gerekçesiyle sınırlanıyor. Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu, Gazze'de su kaynaklı hastalıkların giderek arttığını ve acil bir müdahale olmadığı takdirde kısa sürede ciddi bir salgın yaşanabileceğini belirtiyor.
Birleşmiş Milletler ve çeşitli insan hakları örgütleri, Gazze'de suya erişimin engellenmesini “bir toplu cezalandırma yöntemi” olarak nitelendiriyor. Cenevre Sözleşmeleri'ne göre, sivil halkın temel ihtiyaçlarının karşılanması, çatışma halinde dahi zorunlu bir yükümlülük. Ancak 7 Ekim sonrası başlayan saldırılarda bugüne kadar 39 bini aşkın Filistinli hayatını kaybederken, altyapının büyük bölümü kullanılamaz hale geldi. Mısır ve Katar arabuluculuğunda yürütülen ateşkes müzakereleri, su ve gıda yardımlarının ulaştırılmasını da kapsıyor, ancak somut bir ilerleme sağlanamadı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Gazze'deki insani krize kayıtsız kalmıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın girişimleriyle Türk Kızılayı ve AFAD aracılığıyla bölgeye yardım malzemesi ulaştırılmaya çalışılıyor. Ancak Mısır sınırındaki Refah Kapısı'nın kısmen kapalı olması, Türkiye'nin yardım sevkiyatını da olumsuz etkiliyor. Bu haber, Türkiye'nin özellikle su ve sağlık alanında daha etkin bir insani diplomasi yürütmesi gerektiğini gösteriyor. Ayrıca, Türkiye'deki kamuoyu ve sivil toplum örgütleri, Gazze'ye yönelik yardım kampanyalarına yoğun ilgi gösteriyor. Orta Doğu'da artan istikrarsızlık, Türkiye'nin bölgesel güvenlik ve mülteci akışı konularında daha hazırlıklı olmasını zorunlu kılıyor. Türkiye'nin arabuluculuk rolü ve insani yardım kapasitesi, bu tür krizlerde belirleyici bir faktör olarak öne çıkıyor.