Çin, Pazartesi günü Güney Çin Denizi'ndeki İkinci Thomas Resifi (Filipinler'de Ayungin Resifi) yakınlarında yaşanan son çatışmanın ardından Filipinler'e resmi bir protesto notasını iletti. Pekin yönetimi, Filipinler'i sahil güvenlik botuna yönelik bir saldırı başlatmakla suçladı. Olayda bir Çin sahil güvenlik gemisi ile iki Filipin Donanma botu karşı karşıya geldi. Çatışmanın detaylarına ilişkin henüz resmi bir açıklama yapılmazken, bölgedeki tansiyonun yeniden yükseldiği gözleniyor.
Gelişmenin arka planı
İkinci Thomas Resifi, Güney Çin Denizi'ndeki Spratly Adaları'nın bir parçası olup, hem Çin hem de Filipinler tarafından hak iddia edilen bir bölgedir. 1999 yılında Filipinler, resifte karaya oturttuğu BRP Sierra Madre (LT-57) adlı eski bir ABD muhribini, bölgedeki varlığını sürdürmek amacıyla bir ileri karakol olarak kullanmaktadır. Çin ise resif çevresindeki sular üzerindeki egemenlik iddiasını, bölgeye savaş gemileri ve sahil güvenlik botları göndererek pekiştirmektedir.
Son çatışma, iki ülke arasında son aylarda artan bir dizi gerginliğin parçası. Kasım 2023'te, Çin ve Filipinler gemileri yine benzer bir bölgede çarpışmış, Manila yönetimi Pekin'i provokasyonla suçlamıştı. Çin ise Filipinler'i, gemilerini bölgeden çekmeye çağırmıştı. Bu kez çatışma, Filipinler'in resife ikmal yapmaya çalıştığı sırada meydana geldi. Çin tarafı, Filipin gemilerinin izinsiz giriş yaptığını ve kendi sahil güvenlik botuna “tehlikeli bir şekilde yaklaştığını” iddia ederken, Filipinler Çin gemisinin manevralarını “saldırgan” olarak nitelendirdi.
Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning, yaptığı yazılı açıklamada, “Filipin tarafı, Çin sahil güvenlik gemisine yönelik saldırı eylemiyle egemenliğimizi ihlal etmiştir; Çin, bu kışkırtıcı harekete karşı gerekli tedbirleri almış ve Filipinler'e resmi protestosunu iletmiştir” ifadelerini kullandı. Filipinler Dışişleri Bakanlığı ise Çin'in protestosunu reddetti ve “Filipin gemileri kendi egemenlik sularında meşru devriye görevi yürütmekteydi; Çin'in iddiaları asılsızdır” dedi.
Bölgesel ve küresel boyut
Güney Çin Denizi'ndeki bu çatışma, bölgedeki deniz güvenliği dinamiklerini yeniden gündeme taşıdı. Çin'in “Dokuz Çizgi” iddiası olarak bilinen egemenlik talepleri, Tayvan, Malezya, Filipinler, Brunei ve Vietnam dahil birçok ülkeyle deniz sınırı ihtilaflarına yol açmaktadır. ABD, Tayvan ve Filipinler'i kapsayan ittifak bağları ve serbest seyrüsefer operasyonları aracılığıyla bölgede denge unsuru olmaya çalışmaktadır.
Olay, ABD ve Filipinler arasındaki artan askeri iş birliğine de dikkat çekiyor. 2014 tarihli ABD-Filipinler Gelişmiş Savunma İşbirliği Anlaşması (EDCA) kapsamında Filipinler'de dokuz askeri üs ABD birliklerine açılmıştı. Washington yönetimi, Manila'nın egemenliğine desteğini yinelerken, Çin'i “Güney Çin Denizi'ni askerileştirmekle” suçluyor. Öte yandan Çin, ABD'nin bu anlaşmayla Filipinler'i kışkırttığını ve bölgede bir çatışmaya zemin hazırladığını iddia ediyor.
Güney Çin Denizi, dünya ticaretinin üçte birinin geçtiği hayati bir deniz yoludur. Çin, bölgede 2014-2017 yılları arasında yedi yapay ada inşa etmiş ve bunlara askeri tesisler yerleştirmiştir. Bu durum, bölge ülkeleri ve ABD tarafından “hukukun üstünlüğüne aykırı” olarak nitelendirilmektedir. Ancak Pekin, 2016 yılında Filipinler tarafından başlatılan ve Lahey'deki Daimi Tahkim Mahkemesi tarafından Çin aleyhine sonuçlanan tahkim kararını tanımadığını defalarca belirtmiştir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Güney Çin Denizi'ndeki doğrudan bir taraf olmasa da, bölgedeki tansiyonun yükselmesi küresel ticaret yollarının güvenliği açısından önem taşımaktadır. Türk ticaret filosu, Asya-Pasifik rotasını yoğun olarak kullandığından, herhangi bir deniz güvenliği krizi Türkiye'nin ihracat ve ithalat maliyetlerini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Çin'in artan denizcilik hakimiyeti, Türkiye'nin bağlantısız dış politika duruşu açısından bir sınamadır. Ankara, hem ABD ile ittifakını hem de Çin ile ekonomik iş birliğini korumaya çalışırken, bu tür krizlerde dengeli bir pozisyon almak zorundadır. Güney Çin Denizi'ndeki istikrarsızlık, Türkiye'nin Asya'daki ticari ve diplomatik girişimlerini doğrudan etkilemektedir.