İsrail ile Hamas arasındaki ateşkes, Ekim ayında bir yılını doldurmaya hazırlanırken, arabuluculuk mekanizması olarak bilinen Barış Kurulu, Gazze Şeridi'nde kalıcı bir çözüm için sonuç üretmek adına yoğun bir baskı altında. Taraflar, müzakere masasında ilerleme kaydedilememesi üzerine stratejik bir bekleyişe geçmiş durumda. Bu durum, bölgedeki insani krizi derinleştirirken, uluslararası toplumun da sabrını zorluyor.
Gelişmenin Arka Planı: Ateşkesin Dondurulması ve Müzakere Kördüğümü
Ekim 2023'te başlayan çatışmaların ardından varılan ateşkes, o zamandan bu yana kırılgan bir sükûneti koruyor. Ancak, kalıcı bir barış anlaşmasına giden yol, tarafların birbirine güvenmemesi ve temel taleplerdeki uçurum nedeniyle tıkanmış durumda. İsrail, Hamas'ın askeri kanadının tamamen etkisiz hale getirilmesini ve tüm rehinelerin serbest bırakılmasını şart koşarken; Hamas, kalıcı bir ateşkes, İsrail güçlerinin Gazze'den tamamen çekilmesi ve Filistinli mahkumların serbest bırakılmasını talep ediyor. Bu karşılıklı talepler, mevcut müzakere çerçevesinde uzlaşma olasılığını şimdilik imkânsız kılıyor.
Barış Kurulu olarak adlandırılan ve Mısır, Katar ile ABD'nin arabuluculuğunda yürütülen süreç, tarafları bir araya getirmek için yoğun çaba sarf ediyor. Ancak, kurulun son girişimleri de sonuçsuz kaldı. Taraflar, masaya dönmek yerine sahada kazandıkları pozisyonları korumaya odaklanmış görünüyor. Özellikle İsrail, Gazze'nin kuzeyinde ve Refah'ta sürdürdüğü askeri varlığını artırırken, Hamas da tünellerdeki gücünü yeniden organize ediyor. Bu durum, ateşkesin sadece bir ara dönem olduğu ve her an yeniden çatışma riskinin bulunduğu yorumlarını güçlendiriyor.
İnsani yardım kuruluşları ise Gazze'deki durumun giderek kötüleştiği uyarısında bulunuyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, Gazze nüfusunun büyük bir kısmı temel gıda, su ve sağlık hizmetlerinden yoksun. Okullar ve hastaneler, çatışmaların yıkıcı etkisiyle kullanılamaz hale gelmiş durumda. Ateşkesin kalıcı hale getirilememesi, bu insani felaketi daha da derinleştiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Tansiyon Yükseliyor
Gazze'deki bu belirsizlik, yalnızca İsrail ve Filistinlileri değil, tüm Orta Doğu'yu etkileyen bir risk taşıyor. İran destekli Hizbullah'ın kuzey sınırından İsrail'e yönelik saldırıları, zaman zaman tırmanış gösterirken; Kızıldeniz'deki Husi saldırıları, küresel deniz ticaretini tehdit ediyor. Bu durum, ABD ve Batılı ülkelerin bölgedeki askeri varlığını artırmasına neden oluyor. Öte yandan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, ateşkesin kalıcı hale getirilmesi için diplomasi trafiğini yoğunlaştırıyor. Ancak, bu çabaların somut bir ilerlemeye dönüşmediği görülüyor.
Uluslararası toplumun ateşkesi sürdürme konusundaki kararlılığına rağmen, BM Güvenlik Konseyi'ndeki bölünmüşlük, etkili bir karar alınmasını engelliyor. ABD, İsrail'in güvenlik endişelerini öne sürerek sert eleştirilerden kaçınırken; Rusya ve Çin, Filistin devletinin tanınması konusunda daha net adımlar atılmasını talep ediyor. Bu jeopolitik rekabet, Gazze'deki krizin çözümünü daha da karmaşık hale getiriyor.
Uzmanlar, ateşkesin Ekim ayında sona ermesi halinde bölgesel bir savaşın tetiklenebileceği uyarısında bulunuyor. İsrail'in İran'ın nükleer tesislerine yönelik olası bir saldırı senaryosu, Lübnan'da Hizbullah ile açık bir çatışmaya dönüşme riski taşıyor. Bu senaryolar, Orta Doğu'yu yeni bir çatışma sarmalına sürükleyebilir. Bu nedenle, tarafların ve arabulucuların üzerindeki baskı her geçen gün artıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Gazze'deki bu belirsizlik, Türkiye'nin bölgesel politikası açısından kritik bir öneme sahip. Türkiye, Filistin davasının en güçlü savunucularından biri olarak, Hamas ile siyasi ilişkilerini sürdürüyor ve ateşkesin kalıcı hale getirilmesi için aktif diplomasi yürütüyor. Ancak, Türkiye'nin arabuluculuk çabaları, Batılı ülkelerin Hamas'a yönelik tutumu nedeniyle sınırlı kalıyor. Yine de, Türkiye'nin Katar ve Mısır ile koordinasyonu, ateşkesin sürdürülmesinde belirleyici bir rol oynayabilir. Öte yandan, Gazze'deki insani krizin derinleşmesi, Türkiye'nin bölgedeki yardım faaliyetlerini ve diplomatik nüfuzunu artırmasına zemin hazırlıyor. Türkiye, Filistin devleti kurulması ve Kudüs'ün statüsü konularındaki tutarlı duruşuyla, hem Arap kamuoyunda hem de İslam dünyasında saygınlığını koruyor. Bu süreçte Türkiye'nin, hem Filistinli grupları ortak bir zeminde buluşturma hem de İsrail ile gerilimi yönetme kapasitesi, bölgesel istikrar için hayati önemde.