Geçen yıl 22 Ağustos'ta Birleşmiş Milletler destekli Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması (IPC), Gazze Valiliği'nde ve Gazze Şehri'nde kıtlığı resmen doğrulamıştı. IPC'nin tespitine göre, kıtlık koşulları aslında Ağustos 2025'in ortalarında zaten mevcuttu. O tarihte yarım milyondan fazla insan açlıkla karşı karşıyaydı; bu, modern tarihin en ağır insani krizlerinden biri olarak kayıtlara geçti. Bugün, bu trajedinin üzerinden bir yıl geçerken, dünya kamuoyu ve uluslararası toplumun bu felaketten gerçekten ders çıkarıp çıkarmadığı sorusu hâlâ yanıt bekliyor.
Kıtlığın İlanı ve Boyutları
IPC'nin raporu, Gazze'nin kuzeyinde hanelerin büyük çoğunluğunun gıda tüketimini ciddi şekilde kısmak zorunda kaldığını, yetişkinlerin günde yalnızca bir öğün yiyebildiğini ve çocukların yetersiz beslenme oranlarının kritik eşikleri aştığını ortaya koymuştu. Raporda, özellikle Gazze Valiliği'nde akut yetersiz beslenme oranlarının yüzde 30'un üzerine çıkarak, aşırı açlık ve hastalıkların yaygınlaştığı belirtilmişti. Dönemin BM insani işler koordinatörü Martin Griffiths, bu durumu "insanlığın karanlık bir lekesi" olarak nitelendirmişti. Ancak kıtlık ilanından bir yıl sonra, bölgedeki insani erişim hâlâ büyük engellerle karşı karşıya. İsrail'in 2025 yılının başlarında başlattığı ve aylarca süren askeri operasyonlar, Gazze'nin zaten harap olan altyapısını daha da tahrip etti. Birçok yardım kuruluşu, sınır kapılarına insani yardım tırlarının girişindeki bürokratik engelleri ve aktif çatışma bölgelerine ulaşmadaki güvenlik risklerini dile getirmeye devam ediyor. Dünya Gıda Programı (WFP) yetkilileri, geçtiğimiz ay yaptıkları açıklamada, Gazze nüfusunun yaklaşık yüzde 80'inin hâlâ insani yardıma bağımlı olduğunu ve gıda fiyatlarının savaş öncesi seviyelerin on katına fırladığını aktardı. Bu tablo, kıtlık ilanının sadece bir belge olmadığını, aksine hâlâ devam eden bir insani felaketin resmî tescili olduğunu gösteriyor.
BM ve insani yardım kuruluşları, Gazze'deki kıtlık riskinin tamamen ortadan kalkmadığını, aksine bazı bölgelerde yeniden şiddetlenme ihtimali olduğunu vurguluyor. Ekim 2023'teki Hamas saldırılarının ardından başlayan İsrail askeri operasyonları, Gazze'de yaşam koşullarını her geçen gün daha da zorlaştırdı. Su arıtma tesislerinin çoğu çalışamaz durumda; sağlık merkezleri ise yetersiz ilaç ve malzeme nedeniyle temel hizmetleri dahi veremiyor. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), bu yıl içinde Gazze'de beş yaş altı çocuklarda akut beslenme yetersizliği görülme sıklığının endişe verici seviyelere ulaştığını açıkladı; birçok çocuk tedavi edilmezse kalıcı fiziksel ve bilişsel hasar riskiyle karşı karşıya.
Uluslararası Toplumun Cevabı ve Kıtlığın Önlenmesi Çabaları
Kıtlık ilanının ardından uluslararası toplum büyük bir seferberlik sözü verdi. Avrupa Birliği, ABD ve çeşitli Körfez ülkeleri toplamda milyarlarca dolarlık yardım taahhüdünde bulundu. Ancak yardımların sahaya ulaşması, sözlerden çok daha yavaş oldu. Sınır kapılarının uzun süre kapalı kalması, İsrail'in güvenlik endişeleri gerekçesiyle insani yardım konvoylarına uyguladığı kısıtlamalar ve bölgedeki çatışmaların sürekliliği, yardımların akışını ciddi şekilde engelledi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde kıtlıkla ilgili birçok kez acil oturum düzenlenmesine rağmen, bağlayıcı kararlar çıkarmak ve ateşkes sağlamak konusunda kalıcı bir uzlaşı sağlanamadı. BM Genel Sekreteri António Guterres, kıtlığın önlenmesi için çağrılarını yinelerken, bazı ülkelerin yardımları siyasi pazarlık kozu olarak kullandığı eleştirileri gündeme geldi. Bu durum, dünya liderlerinin kıtlık gibi küresel bir trajedi karşısında birlik olma kapasitesinin sınırlarını ortaya koydu. Geçtiğimiz hafta düzenlenen bir bağışçı konferansında, ülkelerin söz verdiği yardım miktarının yalnızca yüzde 40'ının fiilen aktarıldığı rapor edildi. Bu tablo, uluslararası taahhütlerin ne kadarının gerçekçi olduğu sorusunu akıllara getiriyor.
Dünya, Gazze'deki kıtlıktan ne öğrendi? Bu sorunun net bir cevabı henüz yok. Bazı uzmanlar, kıtlık ilanının bu tür felaketleri önlemek için erken uyarı sistemlerinin önemini bir kez daha gösterdiğine dikkat çekiyor. Ancak sistemlerin varlığı, siyasi irade ve koordinasyon olmadan anlamlı bir sonuç üretmiyor. İsrail-Filistin ihtilafında kalıcı bir çözüm bulunmadığı sürece, Gazze'nin insani krizlerinin periyodik olarak tekrarlanma riski oldukça yüksek. Gelecek nesiller, bu dönemi muhtemelen uluslararası toplumun kolektif bir başarısızlık örneği olarak hatırlayacak. Bu felaketten çıkarılacak en önemli derslerden biri, insani yardımın siyasallaştırılmaması ve çatışma bölgelerinde sivillerin korunmasının uluslararası toplumun öncelikli sorumluluğu olduğudur. Şimdi ise gözler, Gazze'de yeniden alevlenme ihtimali bulunan çatışmalara ve bölgedeki kırgın toplumun geleceğine çevrilmiş durumda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Gazze'deki kıtlık ve insani kriz, Türkiye'nin bölgesel politikaları açısından kritik bir önem taşıyor. Türkiye, tarihsel olarak Filistin davasına verdiği güçlü desteğin altını çizerken, son dönemde bölgede artan gerilimler Ankara'yı istikrarlı ve etkili bir dış politika izlemeye zorluyor. Bu kriz, Türkiye'nin insani diplomasi alanındaki etkinliğini gösterme fırsatı sunarken, aynı zamanda bölgesel istikrarın sağlanması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor. Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki stratejik konumu ve enerji kaynaklarına olan etkisi, Gazze'nin yeniden imarında önemli bir rol üstlenebileceğinin sinyallerini veriyor. Ancak uzmanlar, Türkiye'nin inisiyatif alabilmesi için başta Mısır olmak üzere bölge ülkeleriyle koordinasyonun şart olduğuna dikkat çekiyor. Ayrıca bu kriz, Türkiye'nin sınırlarında süregelen çatışmaların bölgesel güvenlik mimarisini ne kadar derinden etkilediğini gösteriyor; bu nedenle Ankara'nın uluslararası platformlarda daha proaktif bir tutum benimsemesi beklenebilir.