Yeni eğitim öğretim yılının başlamasıyla birlikte, Batı Şeria'nın güneyindeki Masafer Yatta bölgesinde yaşayan Filistinli çocuklar, İsrail makamlarının yıkım kararıyla karşı karşıya olan okullarına dönmenin endişesini yaşıyor. İsrail'in askeri bölge ilan ettiği bu alanda, Birleşmiş Milletler'e göre yaklaşık bin 200 kişi yaşıyor ve bunların yarısından fazlasını çocuklar oluşturuyor. Bölgedeki okulların büyük bölümü, İsrail'in yıkım emirleri nedeniyle kapanma riskiyle karşı karşıya. Bu durum, uluslararası toplumun ve insan hakları örgütlerinin tepkisini çekiyor.
Masafer Yatta'da eğitimin tehdit altındaki geleceği
Masafer Yatta, Hebron'un güneyinde, İsrail'in 1980'lerde askeri atış bölgesi ilan ettiği bir alanda yer alıyor. İsrail Yüksek Mahkemesi, 2022'de bölgedeki Filistinlilerin zorla tahliyesini onaylamıştı. Bu karar, binlerce kişiyi evsiz bırakma riski taşıyor. Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) verilerine göre, Masafer Yatta'da 1.200'den fazla kişi yaşıyor ve bunların 700'ü çocuk. Bölgede iki okul bulunuyor; bunlardan biri olan Al-Karmil Okulu, yıkım emri altındaki yapılar arasında yer alıyor. Okulun bulunduğu alan, İsrail askeri yetkilileri tarafından 'kapalı askeri bölge' ilan edilmiş durumda.
Okulların yıkımı halinde, çocuklar yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalacak ya da kilometrelerce uzaklıktaki okullara gitmek zorunda kalacak. Bu da eğitime erişimi ciddi şekilde kısıtlayacak. Bölgedeki okullardan biri olan Al-Karmil İlkokulu, daha önce Avrupa Birliği tarafından finanse edilen geçici yapılardan oluşuyor; ancak bu yapılar da yıkım tehdidi altında. 2023 yılında İsrail güçleri bölgedeki bazı yapıları yıktı; ancak uluslararası baskı sonucu okulların yıkımı ertelendi. Bu yıl da benzer bir belirsizlik yaşanıyor.
Çocukların eğitim hakkı, uluslararası hukuk altında güvence altında olmasına rağmen, İsrail'in askeri işgal politikaları nedeniyle bu hak sürekli ihlal ediliyor. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ve diğer insani yardım kuruluşları, bölgedeki çocukların psikolojik durumunun da endişe verici olduğunu belirtiyor. Sürekli yıkım tehdidi, çocuklar üzerinde travmatik etkiler yaratıyor.
Uluslararası toplumun tepkisi ve bölgesel yansımalar
İsrail'in bu politikaları, uluslararası toplum tarafından sıklıkla kınanıyor. Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve insan hakları örgütleri, Masafer Yatta'daki yıkım kararlarının uluslararası hukuka aykırı olduğunu vurguluyor. Avrupa Birliği, yıkım emirlerine karşı açık bir tutum sergileyerek, bölgedeki Filistinli topluluklara destek veriyor. Ancak İsrail, güvenlik gerekçeleriyle bu politikaları savunmaya devam ediyor.
Bu durum, sadece Filistin-İsrail çatışmasının bir parçası olarak görülmemeli; aynı zamanda bölgesel istikrarsızlığın da bir göstergesi. İsrail'in yerleşimci politikaları ve yıkım kararları, iki devletli çözümün uygulanabilirliğini her geçen gün zayıflatıyor. Filistinlilerin yaşam alanları daralırken, şiddet ve radikalleşme riski artıyor. Bu da sadece bölgeyi değil, tüm dünyayı etkileyen bir güvenlik sorunu haline geliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin uzun süredir savunduğu Filistin davasına verdiği desteğin önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Türkiye, Birleşmiş Milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformlarda Filistin halkının haklarını savunmakta ve İsrail'in uluslararası hukuku ihlal eden uygulamalarını kınamaktadır. Masafer Yatta'daki yıkım tehdidi, Türkiye'nin insani diplomasi anlayışıyla örtüşen bir konudur. Türkiye, bu tür insan hakları ihlallerine karşı sesini yükseltmeli ve uluslararası toplumu harekete geçirmeye çalışmalıdır. Ayrıca, bölgedeki Türk sivil toplum kuruluşları aracılığıyla insani yardım sağlanması, Filistin halkına yönelik dayanışmanın somut bir göstergesi olabilir.