Fransa’nın Évian kentinde düzenlenen G7 Liderler Zirvesi’nde, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran nükleer anlaşmasına (JCPOA) yönelik belirsiz tutumu ana gündem maddelerinden biri haline geldi. Zirveye katılan liderler, Trump yönetiminin 2015 tarihli anlaşmadan çekilme kararının ardından İran’ın nükleer faaliyetlerini yeniden hızlandırmasıyla oluşan krizi ele alıyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ev sahipliğinde gerçekleşen zirvede, ABD’nin anlaşmaya dönüş olasılığı, yeni bir müzakere sürecinin başlatılması ve Tahran’a yönelik baskıların artırılması gibi seçenekler tartışılıyor. İsviçre medyasından Blick’in yorumcusu Richard Werly, Fransa 24 kanalındaki değerlendirmesinde, Trump’ın İran konusundaki net olmayan duruşunun zirvede en çok konuşulan konulardan biri olduğunu vurguladı.
Gelişmenin Arka Planı
2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA), İran’ın nükleer programını sınırlandırması karşılığında uluslararası yaptırımların kaldırılmasını öngörüyordu. Ancak 2018’de ABD’nin anlaşmadan tek taraflı çekilmesi ve yeniden yaptırım uygulaması, İran’ı anlaşmadaki taahhütlerini askıya almaya itti. Tahran, uranyum zenginleştirme seviyesini yükseltti, gelişmiş santrifüjler kullandı ve uluslararası denetçilerin erişimini sınırladı. Avrupa Birliği ve diğer imzacılar (Fransa, Almanya, İngiltere, Rusya, Çin) anlaşmayı kurtarmak için diplomatik çaba harcarken, Trump yönetimi maksimum baskı politikasını sürdürüyor. G7 zirvesi, bu kırılgan ortamda Avrupalı liderlerin ABD ile İran konusunda ortak bir zemin bulma çabasına sahne oluyor.
G7 ülkeleri İran’ın nükleer faaliyetlerinin barışçıl olduğu yönündeki iddialarına şüpheyle yaklaşıyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) raporları, İran’ın %60’a varan zenginleştirme seviyelerine ulaştığını ve bunun askeri amaçlı kullanıma yakın olduğunu gösteriyor. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Tahran’ın müzakerelere hazır olduğu sinyali vermesine rağmen Trump’ın nihai kararının net olmadığını belirtiyor. Avrupa ise anlaşmanın tamamen çökmesini engellemek için finansal mekanizmalar (INSTEX) kurmuş olsa da, bu girişim pratikte sınırlı kalmış durumda.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran anlaşmasının geleceği sadece nükleer silahlanma riskini değil, Orta Doğu’daki güç dengelerini de etkiliyor. Anlaşmanın başarısız olması halinde İran’ın nükleer silah sahibi olması, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır gibi bölgesel aktörlerin de silahlanma yarışına girmesine yol açabilir. Aynı zamanda, İran’ın Yemen, Suriye ve Lübnan’daki vekil güçleri aracılığıyla yürüttüğü nüfuz mücadelesi de anlaşmanın akıbetine bağlı olarak şekilleniyor. ABD’nin çekilmesiyle İran, ekonomik zorluklara rağmen bölgesel faaliyetlerini sürdürüyor.
Küresel boyutta ise anlaşmanın çökmesi, nükleer silahların yayılmasını önleme rejimini (NPT) zayıflatıyor. Kuzey Kore örneğinde olduğu gibi, bir ülkenin anlaşmayı terk etmesi diğer ülkeler için de emsal teşkil edebilir. Ayrıca, İran’a yönelik olası bir askeri müdahale, bölgede yeni bir savaşı tetikleyebilir ve küresel enerji piyasalarını altüst edebilir. Bu nedenle G7 zirvesi, sadece diplomatik bir toplantı değil, aynı zamanda küresel güvenlik mimarisinin korunması açısından kritik bir öneme sahip.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran anlaşmasındaki belirsizlik, Türkiye için enerji güvenliği ve komşu ülkelerle ilişkiler bağlamında kritik önem taşıyor. Türkiye, doğalgaz ve petrol ihtiyacının önemli bir kısmını İran’dan karşılıyor; anlaşmanın bozulması ve yaptırımların artması, enerji maliyetlerini yükseltebilir. Ayrıca, İran’ın nükleer silah geliştirmesi, Türkiye’nin de dahil olduğu bölgesel silahlanma yarışını tetikleyebilir. Türkiye, anlaşmanın korunmasını savunurken, ABD ve Avrupa arasında denge politikası izlemeye çalışıyor. G7 zirvesinden çıkacak kararlar, Türkiye’nin İran sınırındaki güvenlik dinamiklerini ve ekonomik ilişkilerini doğrudan etkileyecek.