Fransa, son haftalarda etkisi altına giren şiddetli sıcak hava dalgasıyla boğuşurken, ülkede iklimlendirme (klima) kullanımına yönelik köklü kültürel direnç yeniden tartışmaya açıldı. Çevre Bakanı Monique Barbut, klimaların yaygınlaşması fikrinden 'dehşete düştüğünü' söylerken, ülke genelinde milyonlarca insan sağlık riskiyle karşı karşıya. Diğer ülkelerin şaşkın bakışları arasında Fransa, iklim değişikliğiyle mücadele hedefleriyle günlük konfor arasında sıkışmış durumda.
Fransa'nın klimalara karşı kültürel direnci
Fransa, tarihsel olarak klimalara karşı mesafeli bir ülke olarak biliniyor. Bunun birkaç nedeni var: Birincisi, Akdeniz iklimine alışkın olan Fransızlar, yaz sıcaklarını doğal bir döngünün parçası olarak görme eğiliminde. İkincisi, enerji verimliliği ve karbon ayak izi konularındaki hassasiyet, klimaların çevreye zararlı olduğu algısını besliyor. Üçüncüsü ise mimari: Geleneksel Fransız binaları kalın duvarlar, panjurlar ve doğal havalandırma sistemleriyle inşa edildiği için klimalara ihtiyaç duyulmuyordu.
Ancak son yıllarda artan sıcaklık rekorları bu anlayışı zorluyor. 2003 yazında 15.000'den fazla kişinin hayatını kaybettiği büyük sıcak hava dalgası, ülkede derin yaralar açmıştı. O tarihten bu yana hükümet, sıcak hava dalgalarına karşı erken uyarı sistemleri ve halk sağlığı önlemleri geliştirdi. Ancak iklim değişikliğiyle birlikte bu tür olayların sıklığı ve şiddeti artıyor. 2019'da Fransa'da 46 °C ile rekor kırıldı ve geçtiğimiz hafta birçok şehirde 40 °C'nin üzerinde sıcaklıklar kaydedildi.
Klima karşıtlığı ve alternatif çözümler
Çevre Bakanı Barbut'un 'dehşet' ifadesi, yeşil hareketin klimalara bakışını özetliyor. Ona göre klimalar, enerji tüketimini artırarak ve soğutucu gazlarla küresel ısınmaya katkıda bulunuyor. Fransa'daki birçok çevreci, bunun yerine binaların yalıtımının iyileştirilmesi, yeşil çatılar, ağaçlandırma ve doğal gölgeleme sistemleri gibi pasif soğutma yöntemlerine yatırım yapılmasını savunuyor.
Bununla birlikte, kamuoyu yavaş yavaş değişiyor. Özellikle yaşlılar, kronik hastalar ve çocuklar gibi hassas gruplar için klimanın bir lüks değil, sağlık gereci olduğu kabul edilmeye başlanıyor. Anketlere göre Fransızların yarısından fazlası evinde klima bulundurmayı ya da kullanmayı düşünüyor. Perakende satış verileri de son beş yılda mobil klima satışlarının %40 arttığını gösteriyor.
Ancak sorun sadece bireysel tercihler değil; toplu taşıma, okullar, hastaneler ve ofislerde klimasız çalışmak neredeyse imkansız hale geliyor. Paris metrosu gibi tarihi altyapılar, klimasız olduğu için büyük eleştiri alıyor. 2019'daki rekor sıcaklar sırasında birçok işyeri ve kamu binası tatil edilmişti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fransa'daki bu tartışma, benzer bir iklimsel geçmişe sahip Türkiye için de önemli dersler içeriyor. Türkiye'de klima kullanımı son 20 yılda hızla yaygınlaştı ve bugün evlerin büyük çoğunluğunda en az bir klima bulunuyor. Bu durum, yaz aylarında enerji tüketiminde ciddi artışlara yol açıyor ve elektrik şebekesinde zaman zaman kesintilere neden oluyor. Fransa'daki 'klimasız konfor' anlayışı Türkiye'de büyük ölçüde terk edilmiş olsa da, bu durumun getirdiği enerji yükü ve karbon ayak izi sorunu giderek büyüyor. Türkiye, enerji verimliliği ve sürdürülebilir bina tasarımı konularında Fransa'nın deneyimlerinden yararlanabilir. Ancak artan sıcaklıklar karşısında klimayı tamamen reddetmek yerine, yenilenebilir enerjiyle çalışan ve çevre dostu soğutma teknolojilerine yatırım yapmak daha akılcı bir yol olabilir. Bu tartışma aynı zamanda Türkiye'nin iklim değişikliğine uyum stratejilerini yeniden değerlendirmesi için bir fırsat sunuyor.