İstanbul'da pazar günü düzenlenen Onur Yürüyüşü'ne polis müdahale etti. Yerel yetkililerin yasağına rağmen gerçekleşen etkinlikte en az 50 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında bir gazeteci de bulunuyor. Etkinlik, Taksim Meydanı ve İstiklal Caddesi yerine, Beyoğlu'nda daha sakin bir noktada gerçekleşti. Polis, katılımcıları dağıtmak için biber gazı kullandı. Gözaltına alınanların kimlikleri henüz açıklanmadı.
Yıllardır Süren Yasak ve Engellemeler
Türkiye'de eşcinsellik yasa dışı olmamakla birlikte, 2015 yılından bu yana Onur Yürüyüşü neredeyse her yıl yetkililer tarafından yasaklanıyor veya engelleniyor. 2022 yılında da benzer bir müdahale yaşanmış, yürüyüşe katılmak isteyenler polis tarafından dağıtılmıştı. İstanbul Valiliği, bu tür etkinliklerin kamu düzenini bozabileceği gerekçesiyle izin vermiyor. Aktivistler ise bu kararların ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini savunuyor.
Bu yılki yürüyüş, Onur Haftası kapsamında düzenlenen bir dizi etkinliğin parçasıydı. Organizatörler, yasağa rağmen halkı meydanlara çıkmaya çağırmıştı. Polis müdahalesinin ardından bazı katılımcılar sosyal medyada paylaşımlar yaparak gözaltına alınanların serbest bırakılmasını talep etti. İçişleri Bakanı, konuyla ilgili henüz bir açıklama yapmadı ancak valilik, yasağın gerekçesini yineledi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Türkiye'nin bu tutumu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin ifade ve toplanma özgürlüğüne ilişkin kararlarıyla çelişiyor. AB üyelik sürecinde olan Türkiye, bu tür yasaklarla insan hakları karnesini zedeliyor. Batılı ülkeler ve insan hakları örgütleri, Türkiye'yi bu konuda sık sık eleştiriyor. Aynı zamanda, Türkiye'de LGBT bireylere yönelik ayrımcılık ve nefret suçları raporları artış gösteriyor.
Öte yandan, Orta Doğu ve Balkanlar'da da benzer yasaklar ve baskılar yaşanıyor. İran'da eşcinsellik idamla cezalandırılırken, Macaristan'da da hükümet LGBT karşıtı yasalar çıkarıyor. Türkiye'nin bu konudaki tutumu, küresel LGBT hakları mücadelesi bağlamında önemli bir test olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne taraf bir devlet olarak taahhütleri ile iç politikadaki uygulamaları arasındaki uçurumu gözler önüne seriyor. Yürüyüşün yasaklanması ve polis müdahalesi, AB ile ilişkilerde insan hakları başlığını yeniden gündeme getirebilir. Ayrıca, bu tür müdahaleler turizm ve uluslararası yatırım açısından Türkiye'nin imajına zarar verebilir. Kısa vadede hükümetin bu konuda bir değişiklik yapması beklenmiyor, ancak baskıların sürmesi halinde uluslararası kamuoyunun tepkisi artabilir.