Fransa ve Almanya, Avrupa Birliği'nin (AB) Çin karşısında hızla büyüyen ticaret açığına karşı daha koordineli ve güçlü bir yanıt geliştirilmesi için harekete geçti. İki ülkenin ekonomi ve ticaret bakanlıkları, özellikle Çin'in sanayi kapasite fazlası ve ihracata dayalı büyüme modelinin yarattığı dengesizliklerin AB'nin kritik sektörlerinde kalıcı hasara yol açmasından endişe ediyor. Fransa ve Almanya'nın ortak girişimi, Brüksel'deki AB Komisyonu'na Çin'den yapılan ithalata karşı daha sert koruma önlemleri alması yönünde baskı yapmayı amaçlıyor.
Gelişmenin arka planı: Artan ticaret açığı ve kapasite fazlası endişesi
Avrupa Birliği'nin Çin ile ticaret açığı, son on yılda önemli ölçüde genişleyerek 2023 yılı itibarıyla 400 milyar avroyu aştı. Çin, ihracat odaklı sanayi politikaları sayesinde özellikle çelik, kimya, güneş paneli ve son dönemde elektrikli araç (EV) gibi yüksek teknolojili ürünlerde küresel piyasaya büyük miktarlarda ürün sürüyor. Fransa ve Almanya, bu durumun AB içindeki yerli üreticileri ciddi şekilde tehdit ettiğini savunuyor. Özellikle Alman otomotiv devleri, Çinli EV üreticilerinin devlet destekli fiyatlandırma stratejileri karşısında rekabet güçlerinin zayıfladığını belirtiyor. Fransa ise yenilenebilir enerji ekipmanları ve nükleer enerji sektörlerinde benzer sorunlarla karşı karşıya. İki ülke, AB'nin mevcut ticaret savunma araçlarının (antidamping vergileri, sübvansiyon soruşturmaları) yetersiz kaldığını ve yeni bir mekanizma geliştirilmesi gerektiğini dile getiriyor.
Almanya Ekonomi Bakanı Robert Habeck ve Fransa Maliye Bakanı Bruno Le Maire, geçtiğimiz hafta Paris'te bir araya gelerek ortak bir strateji belirledi. İki bakan, AB Komisyonu'na hitaben bir mektup kaleme alarak Çin'in sanayi kapasite fazlasının sistematik bir soruna dönüştüğünü ve bu durumun sadece ticaret dengesini değil, aynı zamanda AB'nin yeşil dönüşüm hedeflerini de tehlikeye attığını vurguladı. Mektupta, Çin'in aşırı üretim kapasitesinin küresel fiyatları yapay olarak düşürdüğü ve Avrupalı şirketlerin yatırım yapma isteğini azalttığı belirtiliyor. İki bakan, bu soruna karşı AB'nin süratle bir "tampon mekanizma" oluşturmasını ve kriz anında devreye girebilecek esnek bir ithalat kontrol sistemi kurmasını öneriyor.
Bölgesel ve küresel boyut: AB'nin ticaret stratejisinde dönüşüm sinyali
Fransa ve Almanya'nın bu ortak çıkışı, AB'nin Çin'e yönelik ticaret politikasında önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Zira Almanya, uzun yıllar boyunca Çin ile ticari ilişkilerini "açık pazar" ilkesi üzerinden yürütmüş ve Pekin yönetimine karşı sert önlemler almaktan kaçınmıştı. Ancak son dönemde Berlin'deki hava değişiyor; özellikle Çin'in Tayvan'a yönelik artan askeri tehditleri ve Rusya-Ukrayna savaşında sergilediği denge politikası, Alman hükümetini ticari bağımlılığı sorgulamaya itti. Fransa ise zaten uzun süredir AB'nin daha korumacı bir ticaret politikası izlemesi gerektiğini savunuyor. Bu nedenle iki ülkenin uzlaşması, AB içinde daha güçlü bir ticaret savunma hattının oluşmasına zemin hazırlayabilir.
Uzmanlara göre, Fransa-Almanya mutabakatı AB Komisyonu'nun elini güçlendirirken, Çin ile ilişkilerde yeni bir gerilim dalgasını da beraberinde getirebilir. Pekin yönetimi, daha önce AB'nin elektrikli araçlara yönelik soruşturmalarına sert tepki göstermiş ve misilleme tehdidinde bulunmuştu. Bu nedenle, AB'nin atacağı adımların ticaret savaşını tırmandırma riski bulunuyor. Öte yandan, ABD'nin de Çin'e yönelik benzer endişelerle (örneğin çip teknolojisi ihracat kısıtlamaları) daha agresif bir tavır alması, Batı ile Çin arasında "teknolojik ayrışma" olarak adlandırılan süreci hızlandırabilir. Bu durum, küresel tedarik zincirlerinde yeniden yapılanmayı tetikleyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB-Çin ticaret gerilimi Türkiye için hem fırsat hem de risk içeriyor. Bir yandan AB'nin Çin'e yönelik korumacı önlemleri, Avrupalı şirketlerin alternatif tedarikçi arayışını hızlandırabilir; bu durum Türkiye'nin üretim üssü olarak cazibesini artırabilir. Özellikle otomotiv, tekstil ve beyaz eşya gibi sektörlerde Çin'den AB'ye yapılan ihracatın azalması, Türk firmaları için yeni pazar boşlukları yaratabilir. Diğer yandan, Çin'in elindeki büyük kapasite fazlasını başka pazarlara yönlendirme ihtimali var; bu da Türkiye'nin ihraç pazarlarında (örneğin, Orta Doğu, Afrika, Avrasya) Çin rekabetiyle daha yoğun karşı karşıya kalmasına yol açabilir. Ayrıca, Türkiye'nin AB ile Gümrük Birliği'nin güncellenmesi müzakerelerinde, AB'nin korumacılık eğiliminin Türk ihracatçılarına getireceği ek yükümlülükler dikkatle izlenmelidir. AB'nin karbon sınır düzenlemesi gibi yeni ticaret araçları da Türk sanayisi için uyum maliyeti anlamına gelebilir.