Eski ABD Başkan Yardımcısı Ulusal Güvenlik Danışmanı Mara Rudman, ABD ile İran arasında varılan nükleer anlaşmayı "dengesiz" olarak nitelendirerek, anlaşmanın Tahran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurmasını engellemediğini belirtti. Rudman, anlaşmanın etkili bir denetim mekanizması gerektirdiğini, ancak 60 günlük müzakere sürecinde böyle bir mekanizmanın sağlanmasının zor olduğunu ifade etti. Eski diplomat, anlaşmanın İran'a nükleer programını sürdürme izni verdiğini ve ABD'nin çıkarlarını korumadığını öne sürdü. Taraflar arasındaki görüşmeler devam ederken, anlaşmanın geleceği belirsizliğini koruyor.
Anlaşmanın Arka Planı ve Detayları
ABD ve İran, 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (JCPOA) ardından yeniden başlayan müzakerelerde, nükleer programın kısıtlanması karşılığında yaptırımların hafifletilmesini içeren yeni bir çerçeve üzerinde çalışıyor. Ancak Mara Rudman'a göre, mevcut taslak anlaşma İran'ın zenginleştirme kapasitesini sınırlamıyor; sadece faaliyetlerinin şeffaflığını artırmaya odaklanıyor. Rudman, "Anlaşma, İran'ın nükleer faaliyetlerini durdurmasını değil, yalnızca raporlamasını öngörüyor. Bu, Tahran'ın nükleer silah üretme potansiyelini ortadan kaldırmıyor" dedi. Eski danışman, etkili bir denetim için Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) beklenmedik denetimler yapabilmesi gerektiğini, ancak İran'ın bu tür denetimlere uzun süredir direndiğini hatırlattı.
Rudman'ın eleştirileri, ABD iç siyasetinde de yankı buldu. Cumhuriyetçi senatörler, anlaşmanın Senato onayına sunulmasını talep ederken, yönetim idari bir anlaşma olarak ilerlemeyi tercih ediyor. İran tarafı ise anlaşmanın egemenliğine saygı duyulmasını ve tüm yaptırımların kaldırılmasını şart koşuyor. Taraflar arasındaki bu temel farklılıklar, müzakereleri çıkmaza sürüklüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Anlaşmanın akıbeti, sadece ABD-İran ilişkilerini değil, tüm Ortadoğu dengelerini etkiliyor. İsrail ve Suudi Arabistan başta olmak üzere bölge ülkeleri, İran'ın nükleer silah sahibi olmasına karşı çıkıyor. Rudman, zayıf bir anlaşmanın bölgede bir silahlanma yarışını tetikleyebileceği uyarısında bulundu. "İran'a nükleer faaliyetlerini sürdürme izni veren bir anlaşma, diğer ülkeleri de benzer programlar geliştirmeye teşvik edebilir," dedi. Küresel ölçekte ise ABD'nin itibarı söz konusu. Eski diplomat, Washington'ın anlaşmayı dayatmaktan çok, müzakere edilmiş bir çözüm araması gerektiğini vurguladı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'la uzun bir sınıra sahip olması ve enerji ithalatında İran'a bağımlılığı nedeniyle bu anlaşmadan doğrudan etkilenecektir. Anlaşmanın başarısız olması, bölgede gerilimi artırabilir ve Türkiye'yi güvenlik riskleriyle karşı karşıya bırakabilir. Öte yandan, etkili bir denetim mekanizması içeren bir anlaşma, İran'ın nükleer programını sınırlayarak bölgesel istikrara katkı sağlayabilir. Türkiye'nin bu süreçte arabuluculuk rolü üstlenmesi veya anlaşmanın şartlarını kendi enerji ve güvenlik çıkarları doğrultusunda etkilemesi mümkün görünüyor.